“İran savaşı Trump’ı zora soktu, tek kazanan Netanyahu”

İran savaşı 20’nci gününü geride bırakırken beklediği hızlı zafere ulaşamayan ABD Başkanı Trump zor durumda. En ağır bedeli ise Körfez ülkeleri ödüyor. Uzmanlara göre savaşın tek kazananı İsrail Başbakanı Netanyahu oldu.
İran savaşı 20’nci gününü geride bırakırken savaşın daha ne kadar süreceği gibi ne tür sonuçlar doğuracağı da belirsiz. ABD üslerini barındıran Körfez ülkeleri, özellikle de enerji tesisleri yoğun füze saldırısı altında. İsrail bir yandan İran’ı bombalarken diğer yandan Lübnan’a yönelik havadan ve karadan saldırılar düzenliyor. Savaşı çok kısa sürede bitirme iddiasıyla bölgeye asker yığan ABD’deki İsrail yönetimi ise bir çıkış stratejisinden yoksun görünüyor.
Analistlere göre, savaş en çok İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu‘nun işine yaradı. Körfez ülkeleri savaşta İran’ın hedefi haline gelerek en ağır bedeli öderken ABD Başkanı Donald Trump hem ülke içinde hem uluslararası müttefikleri nezdinde puan kaybetti.
2003 yılına kadar ABD Dışişleri Bakanlığında Ortadoğu müzakere heyetinde yer alan David Miller, mevcut savaşta kazanan ve kaybedenin şimdiden çok net olduğu görüşünde. Ortadoğu uzmanı eski diplomat, “Netanyahu açık ara kazanan kişi. İsrail’in askerî kabiliyetini göstermiş oldu. Körfez ülkeleri ise açık ara kaybeden taraf” değerlendirmesinde bulundu.
Netanyahu dikkatleri Gazze’den İran’a kaydırdı
Miller’e göre, İsrail Başbakanı Netanyahu haritayı kendi koşullarına göre yeniden şekillendirdi. Dikkatleri giderek daha yoğun bir şekilde eleştirilen Gazze’deki savaştan, üzerinde ulusal mutabakatın daha güçlü olduğu İran’a kaydırdı.
Ortadoğu Enstitüsü’nden Natan Sacks da, İran’da rejim değişmese bile İran’ı ve bölgede desteklediği milisleri zayıflatmış olmanın Netanyahu için büyük bir kazanım olduğunu belirtiyor.
ABD ve diğer müttefiklerinin endişelerinden farklı olarak İran’da istikrarsızlığın sürmesi İsrail için ise önemli bir sorun teşkil etmiyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın şu aşamada zafer ilan edip savaştan geri çekilmesinin mümkün olmadığını belirten Miller, Körfez ülkelerinin durumuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:
“Körfez Arap ülkelerinin şu an ortak tehdit olarak algıladığı şey, Körfez’in gelecekteki güvenliği ve istikrarının bizzat kendisi. Körfez’in bölgenin geleceğini temsil ettiği yönündeki anlayış artık tehlikede. Ve bununla birlikte Körfez’in kendisine dair vizyonu da.”
“Trump karşısında Kim Jong-un’u buldu”
İran uzmanı Karim Sadjadpour da “İran’dan kayıtsız şartsız teslim olmasını talep eden Trump, karşısında (Venezuela’daki) Delcy Rodriguez‘in İran versiyonunu bulacağını sandı ama bunun yerine (Kuzey Kore lideri) Kim Jong-un’un İran versiyonunu buldu” benzetmesini yapıyor.
Tüm savaşları bitirme iddiasıyla ikinci dönemine başlayan, yoğun çabalarına rağmen birkaç günde bitireceğini söylediği Ukrayna savaşını sona erdiremeyen Trump, İran savaşıyla Ortadoğu’daki müttefiklerini büyük risklerle karşı karşıya bıraktı.
“Önce Amerika” sloganıyla ülkesinin ekonomik gücünü Amerikalıların refahı için kullanmayı vaat eden Trump, uzayan savaş için ek kaynak arama noktasına geldi. Bu yıl için 800 milyar dolarlık bütçesi olan Pentagon’un Kongre’den İran savaşı için ek 200 milyar dolar kaynak istediği ortaya çıktı. ABD Başkanı, ülke içinde sloganını “Önce İsrail”e dönüştürmekle suçlanıyor.
Analistlere göre Trump’ın önünde üç kötü seçenek var: Saldırıları uzatmak, erkenden zafer ilan edip Tahran’ın geri adım atmasını ummak ya da gerilimi ciddi biçimde tırmandırmak. Bu seçeneklerin hiçbiri net bir çıkış yolu sunmuyor.
Müzakerelerin ortasında savaş neden başladı?
“İran’ın nükleer programıyla ilgili müzakere sürecinin içindeyken Trump niçin İran’a saldırdı?” sorusu da çok tartışılıyor. İran ve ABD heyetleri Umman arabuluculuğunda bir dizi görüşme yapmış, hatta son görüşme savaşın başlamasından sadece iki gün önce 26 Şubat’ta Cenevre’de gerçekleşmişti. 27 Şubat’ta Amerikan medyasında görüşmenin olumlu geçtiğine dair haberler çıkmış, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de “Bugün en ciddi ve en uzun müzakerelerimizden birinin gerçekleştiğini söyleyebilirim. Genel olarak iyi ilerleme kaydedildi ve hem nükleer alanda hem de yaptırımlar alanında bir anlaşmanın unsurlarının ciddi bir şekilde incelenmesine başlandı” demişti.
Arakçi, bazı konulardaki doğal görüş ayrılıklarına rağmen “her iki tarafın da müzakere yoluyla bir çözüme ulaşmak konusunda geçmişe kıyasla daha ciddi bir yaklaşım sergilediğini” belirtmiş, Pazartesi gününden yani 2 Mart’tan itibaren Viyana’da teknik düzeyde görüşmelerin yapılmasının kararlaştırıldığını bildirmişti.
Arabulucu Umman’dan dikkat çeken çıkış
ABD-İran görüşmelerine arabuluculuk yapan Umman’ın Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi’nin Perşembe günü Economist’te yayımlanan makalesi, “müzakereler sürerken ABD niye saldırdı” sorusuna yanıtlar içeriyor.
Makalesinde diplomatik dilin dışına çıkarak savaşı bir “felaket” olarak nitelendiren ve Trump yönetiminin “kendi dış politikasının kontrolünü kaybettiğini” ifade eden Busaidi, yaşananlardan İsrail’i sorumlu tuttu.
Müzakereler sırasında iki kez anlaşmaya çok yaklaşıldığını belirten Umman Dışişleri Bakanı, “Son dokuz ay içinde iki kez gerçek bir anlaşmanın eşiğine gelindi. Biri, geçen yıl Haziran ayındaydı ve bu süreç İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarıyla (12 gün savaşı) sona erdi. Son ve en kapsamlı görüşmelerden birkaç saat sonra ise 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin, daha kısa süre önce mümkünmüş gibi görünen barışa karşı hukuk dışı bir askerî saldırı başlatmaları şoke ediciydi ama sürpriz olmadı” dedi.
“İsrail Trump’ı hızlı bir zafere ikna etti”
Busaidi, İsrail yönetiminin “İran’ın ilk saldırıdan ve dinî lider Ali Hamaney’in suikastle öldürülmesinin hemen ardından koşulsuz olarak teslim olacağına” Trump’ı ikna ettiğini belirterek “ABD yönetiminin en büyük hesap hatası, elbette öncelikle bu savaşa sürüklenmelerine izin vermesiydi. Amerika’nın dostlarının gerçeği söyleme sorumluluğu var” ifadesini kullandı.
İngiliz Guardian gazetesi de bu hafta, Cenevre’deki ABD-İran müzakerelerinin son turuna katılan İngiltere Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell’ın ifadelerini aktarmıştı. Powell, İran’ın müzakerelerde getirdiği teklifleri “alelacele savaşa sürüklenilmesini durduracak kadar önemli” diye nitelendirmişti.




