Hasan Hastürer
Yaşasın Cumhuriyet…

Bugün 29 Ekim. Türkiye Cumhuriyeti’nin 102. kuruluş yıldönümü.
Böylesi çok önemli yıldönümlerinde bizlere düşen görevlerden biri tarih öğretmeni gibi, tarihi gerçekleri aktarmak anlatmaktır. En değerli tarihi gerçekleri tekrar tekrar anımsatmaktır.
Mustafa Kemal Atatürk, gibi, ölümün üzerinden 87 yıl geçmiş olsa da ulusundan, ülkesinden öte, fikirleri dünyada en üst düzey saygı gören bir başka lider yoktur.
Bugün Cumhuriyet Bayramı. Bugün bazı politikacıların söylevlerindeki içerikle çatışmak istemesek de tarihin derinliklerinden bazı bilgileri arşivlerden çıkarıp bir kez daha sizlerle buluşturmak görevlerimizden biridir.
Bazıları 29 Ekim’in ruhunu unutacak, bizler ise sadece 29 Ekimlerde değil, her zaman ancak 29 Ekimlerde özellikle anımsatacağız.
* * *
Türkiye Cumhuriyeti çok zor koşullarda verilen bir Kurtuluş Savaşı’nın toplam meyvesidir.
“Dünyanın başarıya ulaşmış ilk Kurtuluş Savaşı” olarak tanımlanan Kurtuluş Savaşı’nın ve ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’yle, cumhuriyet devrimlerinin ruhunda “Halkçılık Programı” vardır.
Tarih sayfalarına bir göz atalım…
16 Mart 1920’de İstanbul, başta İngilizler olmak üzere müttefik devletler tarafından işgali Mondros Antlaşması’yla parçalanma ve yok olma sürecine giren Osmanlı devletinin sonu olmuştur. İşgalin o noktasında Mustafa Kemal’in yayınladığı bildiri, Kurtuluş Savaşı’nın ilk çağrısıydı.
O bildirisinde Mustafa Kemal, “Osmanlı devletinin yedi yüz yıllık yaşam ve egemenliğine son verildiğini” saptadıktan sonra Türk ulusunu “uygarlık yeteneğini, hayat ve bağımsızlık hakkını ve bütün geleceğini savunmaya” çağırdı. (Türk Parlamento Tarihi, TBBB Vakfı Yayınları, Cilt 1, S. 25)
Mustafa Kemal Atatürk, çıktığı yolun ne denli zor olduğunu çok iyi biliyordu.
Kurtuluş Savaşı verilecekti. Karşı tarafta silah gücü kıyas kaldırmayacak üstün müttefik devletler vardı. Bu üstün güce karşı Mustafa Kemal Atatürk’ün tek güvencesi Anadolu insanıydı.
Ulusun gücünün inançla harekete geçirilmesi durumunda başarı şansı yüksek olabilirdi.
O zor koşullarda, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk toplantısını yaptı.
24 Nisan 1920’de Mustafa Kemal Atatürk’ün önerisiyle oylanan önerge TBMM’de 18 Eylül 1920’de okunan halkçılık programının esasını oluşturuyordu.
***
Nutuk’un 313 ve 314. sayfalarında yer verilen şu ilkelerin Mustafa Kemal Atatürk’ün demokrasi ve katılımcılık anlayışı bakımından taşıdığı ipuçları bakımından çok önemlidir.
“1. Hükümet oluşumu zorunludur.
2. Geçici kaydıyla bir hükümet başkanı tanımak veya bir padişah kaymakamı icat etmek kabul edilemez.
3. Mecliste yoğunlaşmış ulusal egemenliğin, vatanın kaderine fiilen el koyması esas ilkedir. TBMM’nin üzerinde bir kuvvet mevcut değildir.
4. TBMM, yasama ve yürütme yetkilerini içinde toplar. Meclisten ayrı ve ona vekalet edecek bir heyet, hükümet işlerini görür. Meclis başkanı, bu heyetin de başkanıdır.”
Mustafa Kemal, yine nutukta, bu tarihi önergesi hakkında şu vurguyu yaptı: “Efendiler, bu esaslara dayanan bir hükümetin niteliği, kolaylıkla anlaşılabilir. Böyle bir hükümet, ulusal egemenlik esasına dayalı halk hükümetidir. Cumhuriyettir.”
Mustafa Kemal Atatürk, çok az insanın başarı şansı verdiği Kurtuluş Savaşı meşalesini yanar tutmak çabasını sürdürürken hareketi hem yüzey olarak ülke geneline hem de insan malzemesi olarak tüm ulusa, Anadolu’da yaşayan herkese yaymaya hep özen gösterdi.
İşgale karşı Kurtuluş Savaşı’nın başarısı yönünde Anadolu’da çok geniş bir birlikteliği sağlanmasının koşul olduğunu hiç unutmadı.
Mustafa Kemal Atatürk, hiçbir zaman günlük düşünmedi. İleriyi gördü, ileriye yürüdü.
Kurtuluş Savaşı’nın tartışmasız önderi olmasına karşılık, başarıyı kendine değil, ulusa mal etmeye özen gösterdi.
TBMM’de zaman zaman ikilemler yaşanmıştır. O kuşkulu anlarda Mustafa Kemal Atatürk, kendine göre değil, ulusal egemenliğe, “Halkçılık” ilkesine dayalı oluşumlar için tavrını koydu.
… Sonunda 20. yüzyılın en önemli tarihi olaylarından biri olan Kurtuluş Savaşı başarıyla sonuçlandı. Mustafa Kemal Atatürk, yolun başında neyi hedeflemişse, Kurtuluş Savaşı’nın sonunda da o hedeften sapmadı. Kendisine padişahlık, halifelik teklif edenlere asla kulak vermedi.
Mustafa Kemal Atatürk’ü Atatürk yapan nedenlerden biri de hiçbir zaman kendi için, kendi geleceği için adım atmaması olmuştur.
***
Yaşasın Cumhuriyet.



