Bu Toplum Bunları Hak Etmiyor!

Her geçen gün yeni bir skandala, yeni bir hayal kırıklığına uyanıyoruz. Kuzey Kıbrıs’ın son beş yılı, siyasi sorumsuzlukların, kurumsal çöküşün, hesap vermezliğin ve halktan kopukluğun kronolojisi gibi… Açık konuşmak gerekirse, yaşananların sadece onda biri başka bir ülkede yaşansa, o hükümet çoktan istifa etmiş, sorumlular ise yargı önüne çıkmış olurdu.
Peki bizde ne oluyor? Toplum olarak unutkanlık mı, çaresizlik mi, yoksa alıştırılmak mı bu sessizliğin sebebi?
Demokrasi sadece sandığa gitmekten ibaret değildir. Yönetilenler olarak hesap sormazsak, yönetenler denetlenemez hale gelir. Kuzey Kıbrıs’ta yaşanan birçok olay ister yolsuzluk iddiaları, ister kamu kaynaklarının usulsüz kullanımı, ister liyakatsiz atamalar ya da hukukun üstünlüğünün açıkça ihlali toplumun sinir uçlarını sürekli uyarıyor. Ama tepkilerimiz dağınık, cılız ve kısa süreli. Tam da bu yüzden bazı yöneticiler rahat: “Nasıl olsa iki güne unutulur” diyerek hareket ediyorlar.
Bir ülkede adalet mekanizması sadece mahkeme salonlarında değil, toplumun her hücresinde hissedilmelidir. Hesap vermeyen bürokratlar, kayrılan isimler, hukuka değil siyasete göre işleyen kararlar, bir süre sonra halkın adalete olan inancını yerle bir eder. Ve bu yıkım, fiziksel yapılardan değil; toplumun vicdanından başlar. İşte en tehlikelisi de budur.
Toplum olarak daha sert, daha kararlı, daha organize tepkiler göstermeliyiz. Bu pasiflik sürdükçe, sıradanlaşan adaletsizlikler hayatımızın normali haline gelecek. Sessizlik bazen sadece onaylamak değildir; bazen de suç ortaklığıdır. Vicdan sahibi her bireyin, olan bitene karşı bir sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk sadece sosyal medyada birkaç cümle paylaşmakla bitmez; sokağa çıkmak, sivil inisiyatiflerde yer almak, hesap sormak ve unutmamak gerekir.
Evet, bu toplum yaşananları hak etmiyor. Hak etmediğimiz şeyleri yaşamak zorunda bırakılıyoruz çünkü sesimiz yeterince güçlü çıkmıyor. Bu topraklarda hala dürüst, çalışkan, sorumluluk sahibi insanlar var ve bu ülkeyi onlar ayakta tutuyor. Ama onların da artık dayanacak gücü kalmadı. Hep birlikte sesimizi yükseltmezsek, sadece biz değil, gelecek kuşaklar da bu suskunluğun bedelini ödeyecek.




