Kalkınma Paketi mi, Algı Operasyonu mu?

Hükümetin geçtiğimiz günlerde kamuoyuna sunduğu ve “150 Milyon TL’lik Kalkınma Paketi” başlığıyla duyurduğu açıklama, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik tabloya bakıldığında gerçeklikten fazlasıyla kopuk görünüyor. Topluma bir müjde gibi sunulan bu paket, yaşanan derin ekonomik kriz karşısında suya atılmış bir damladan öteye geçmiyor. Hatta daha da ötesi, bu yaklaşım artık toplumun zekâsına hakaret eder noktaya ulaştı.
DP–YDP–UBP hükümetinin yıllardır sürdürdüğü politikaların ortada yarattığı bir gerçek var: Yandaş düzeni. Bu düzen bugün ekonominin neden tıkandığının, neden çöktüğünün, neden üreticiden esnafa kadar herkesin nefes alamadığının en somut sebeplerinden biri hâline gelmiş durumda. Ekonominin çarkları dönmüyorsa bunun sebebi dış güçler, küresel rüzgârlar ya da başka bahaneler değildir; bizzat yanlış yönetim anlayışıdır.
Şimdi kalkınma paketi denilen 150 milyon TL’lik bu açıklamaya bakalım. Bu rakam, ülkenin içinde bulunduğu devasa ekonomik bataklığın büyüklüğü karşısında sembolik bile sayılmayacak kadar küçük. Üstelik geçmişte çeşitli skandallar çerçevesinde konuşulan paraların gölgesinde bu miktar daha da önemsizleşiyor. Kamu kaynakları yıllardır belirli çevrelere aktarılırken, bugün çıkıp da “destek” söylemleriyle topluma masal anlatılması artık kimseyi ikna etmiyor.
Esnaf kan ağlıyor. Kapanan iş yerlerinin sayısı her gün artıyor. Üretici, maliyet yükünün altında ezilip iflasın kıyısında yaşam savaşı veriyor. Halk, temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanırken ortaya çıkan bu paket, bir kurtuluş reçetesinden çok algı yönetiminin bir parçası gibi duruyor.
Kaldı ki açıklanan program ne şeffaf ne de hesap verebilir nitelikte. Daha önceki örneklerde de defalarca gördük; bu tarz paketler genellikle yandaşlara aktarılan yeni bir kaynak transferi olmaktan öteye gidemedi. Toplumun geniş kesimlerine fayda sağlayacağı iddiası ise geçmiş deneyimlerle çelişiyor.
Bu nedenle Ünal Üstel hükümetinin bundan sonra atacağı adımların toplumsal bir kazanç yaratması, ülkeye gerçek bir katkı sunması artık pek mümkün görünmüyor. Güven kaybı öyle bir noktaya geldi ki iktidarın atacağı her adım toplum nezdinde doğal olarak sorgulanıyor ve sorgulanmaya devam edecek.
Gerçek kalkınma, günü kurtaran paketlerle değil; adaletli bir kaynak dağılımı, üretimi güçlendiren politikalar, şeffaflık ve hesap verebilirlikle mümkün olabilir. Bugün ihtiyaç duyulan şey de tam olarak budur: Gerçek bir dönüşüm iradesi. Aksi hâlde sunulan her “paket”, sadece kağıt üzerinde bir vaat, pratikte ise yeni bir hayal kırıklığı olmaya mahkûmdur.
