İşveren örgütlü, işçi örgütsüz…Bu tablo adil midir?

Kuzey Kıbrıs’ta ticaret yapacaksanız Ticaret Odası’na, sanayiyle ilgili bir iş insanıysanız Sanayi Odası’na müteahhitlik yapacaksanız Müteahhitler Birliğine, esnaf, zanaatkar iseniz Esnaf ve Zanaatkarlar odasına üye olmak ZORUNDASINIZ.
Sıraladıklarımın tümü işveren örgütlenmesidir. Patron nitelemesinin daha farklı çağrışımları olduğu için, çok sık kullanmak yerine, iş insanı tanımlamasını kullanırım.
Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok.
İşverenlerin örgütlenmesi yasal güvenceyle zorunlu hale getirilirken, işçilerin sendikal örgütlenmesini gönüllülüğe bırakmak, en yalın tanımlamayla eşitliğe, adalet ilkelerine karşıdır.
EKTAM KIBRIS Ltd’ de, işçiler sendikal örgütlenme için adım atınca kendilerini kapı dışı edilmiş buldular.
Suçları ne? Anayasal bir hak olan sendikal örgütlenme haklarını kullanmak istemeleri.
***
KKTC’de çalışma hayatının en temel tartışmalarından biri, örgütlenme meselesidir. İşveren örgütlenmesi yasal güvence altındaysa, emekçilerin örgütlenmesi neden, aynı netlikte ve aynı kararlılıkla korunmasın?
Aslında bu soru yalnızca bir hukuk tartışması değildir. Bu soru, adaletin, eşitliğin ve toplumsal vicdanın sınandığı bir meseledir.
Örgütlenmek suç değildir. Suç olmamalıdır.
Çünkü örgütlenme, insanın yalnız kalmama hakkıdır. Gücünü tek başına savunamayan bireyin, ortak bir ses oluşturma iradesidir. Sendikalı olmak isteyen bir çalışanın kapı dışı edilmesi, sadece o çalışanın değil, toplumun hukuk duygusunun da kapı dışı edilmesidir.
***
Bugün KKTC’de işverenlerin örgütlü olması kimseyi rahatsız etmiyor. Olmamalı da. Çünkü işverenin çıkarlarını korumak için bir araya gelmesi doğal kabul ediliyor. Ancak aynı doğallık, emekçinin hakkını savunmak için bir araya gelmesinde gösterilmiyorsa, orada ciddi bir çelişki vardır.
İşveren örgütlü, işçi örgütsüz…
Bu tablo adil midir?
Bu soruya vicdanla cevap veren herkesin duraksaması gerekir.
Çalışma hayatı bir güç dengesi meselesidir. Eğer bir tarafta sermaye, bilgi, imkân ve örgütlü yapı varsa; diğer tarafta yalnız bırakılmış emek varsa, burada eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Böyle bir ortamda, bireylerin ve grupların, kanunların emredici hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, kendi iradeleriyle, istedikleri kişiyle, istedikleri konuda ve istedikleri içerikte sözleşme yapabilme hakkını ifade eden “özgür sözleşme” kavramı da anlamını yitirir. Çünkü eşit olmayanların yaptığı sözleşme, özgürlük değil zorunluluk üretir.
Sendika tam da bu dengesizliği gidermek için vardır.
Sendika, işverene karşı savaş açan bir yapı değildir. Sendika, çalışma hayatında denge unsurudur. İş barışının güvencesidir. Kuralsızlığı değil, kurallı düzeni savunur.
Ama ne yazık ki sendika çoğu zaman tehdit gibi algılanır. Oysa sendikanın olmadığı yerde keyfilik güçlenir, korku büyür, güvencesizlik yayılır. Sendikalaşmaya karşı olan işveren, şahsi keyfiliğinin konforunun bozulacağından korkar
KKTC gibi küçük toplumlarda bu mesele daha da hassastır. Çünkü küçük toplumlarda iş bulma imkânı sınırlıdır. İnsanlar işlerini kaybetme korkusuyla hak aramaktan vazgeçebilir. “Sessiz kal, işini koru” anlayışı yaygınlaşabilir. İşte tam da bu yüzden sendikal örgütlenmenin yasal güvence altında olması bir tercih değil, zorunluluktur.
***
Demokrasiler yalnız sandıkta kurulmaz. Demokrasi iş yerinde de yaşanmalıdır. Çalışanın söz hakkı yoksa, iş yerinde korku varsa, sendikal faaliyet baskı altındaysa, orada demokratik toplumdan söz etmek mümkün değildir..
Bir başka önemli gerçek daha var… Güçlü sendikal yapı yalnız çalışanı korumaz, işvereni de korur. Çünkü kurallı çalışma hayatı öngörülebilirlik sağlar. Keyfi kararların yerini sistem alır. Çatışma yerine diyalog gelişir. Sorunlar büyümeden çözülür.
Avrupa çalışma modellerine bakıldığında güçlü ekonomilerin aynı zamanda güçlü sendikal geleneklere sahip olduğu görülür. Çünkü sosyal adalet ile ekonomik istikrar birbirinin düşmanı değil, tamamlayıcısıdır.
KKTC’de ise zaman zaman, EKTAM KIBRIS örneğinde olduğu gibi sendikal örgütlenmeye karşı mesafeli yaklaşım gözleniyor. Sendikalı olmak isteyen çalışanların işten çıkarılması gündeme geliyor. Bu durum yalnız bireysel mağduriyet yaratmaz; toplumsal güveni de zedeler. İnsanlar hukukun kendilerini korumadığı duygusuna kapılır.
Oysa hukuk güçlüden yana değil, haklıdan yana olmalıdır.
***
Sendikalı olmak isteyen bir çalışan işten çıkarılıyorsa, orada yalnız iş hukuku ihlal edilmez; aynı zamanda insan onuru da zedelenir. Çünkü emek yalnız ekonomik bir faaliyet değildir. Emek, insanın yaşam mücadelesinde, Tanrı vergisi en önemli güç kaynağıdır.
Burada devletin rolü belirleyicidir. Devlet yalnız düzen kuran değil, denge sağlayan bir yapıdır. İşveren örgütlenmesini güvence altına alan hukuk düzeni, emekçinin örgütlenmesini de aynı kararlılıkla korumalıdır. Aksi halde adalet terazisi şaşar.
***
Çalışma hayatında barış istiyorsak, korkunun değil güvenin egemen olduğu bir düzen kurmak zorundayız. İşçi, sendikaya üye olduğu için işini kaybetmeyeceğini bilmesi gerekir. Bu güven sağlanmadan toplumsal huzurdan söz etmek zordur.
Sonuçta mesele basittir ama hayati önemdedir.
Patron örgütlü, işçi örgütsüz bir sistem sürdürülebilir değildir. Denge olmayan yerde adalet olmaz. Adalet olmayan yerde ise ne ekonomik istikrar olur ne de toplumsal barış.
KKTC’nin ihtiyacı olan, çatışma değil, dengeden beslenen çalışma hayatı barışıdır.
KKTC’nin ihtiyacı olan, baskı değil, güven ortamıdır.
KKTC’nin ihtiyacı olan, korku değil, hak temelli bir çalışma düzenidir.
Örgütlenmek, suç değildir. Örgütlenmek, haktır.
…Ve, hakların korunmadığı yerde, güçlü olanın değil, adaletin kazanması mümkün değildir.




