Hasan Hastürer

“Rabbena, hep bana” diyenlere gözünüzü dört açın…

Bu aralar, “İnsanlarımız karşılaştığı zaman en çok hangi soruyu sorar?” sorusuna yanıt arasak çok büyük olasılıkla ilk sırada, “ Ne olacak halimiz?” ve aynı anlamı taşıyan sorular ilk sırayı alacak.

Her gün, yaşamın akışı içinde karşılaştığım, her on kişiden altısı bu soruyu sorar.

Sorunun içinde, yanıta gerek olmadan, olumsuzluk var.

Olumsuz yaklaşım, kronikleşmişse, psikolojik sıkıntı var demektir.

Derin psikolojik sorunlar özgüveni kesinlikle olumsuz etkiler.

Özgüvenin TUMBA olduğu yerde, yaşamın zorluklarına meydan okumak imkansızlaşır. Zorluklara meydan okunamazsa, hükmen yenilgiler yazgı olur.

***

Zor ve uzun yollar insanların yaşama bağlılığını, direnç yeteneğini de test eder.

Üzüntü kimsenin tercihi olamaz. Ama yaşam sadece güler yüzlü yanıyla hep bakmaz bize.

Mücadeleyi yaşam biçimi olarak seçmek aslında yaşamın zorluklarına “HODRİ MEYDAN” demektir.

Rest çekebilmek de gerekir hayatta.

Üstüne üstlük çok derin muhasebe yapmadan o resti çekebilmek de önemli. Bu hiç bir zaman gözü kapalı gitmek değildir. Eğer karşınızdaki rest çekebileceğinizi bilirse o size kolay kolay rest çekemez.

                                                          ***

“Tam zamanı mıydı?” Bu soruyu pek çok insan sorar. Aklından bu soruyu geçirenler aslına hayatları boyunca “Tam zamanı” hiç denk getiremeyenlerdir.

Üstün yetenekli insanlardan bahsedilir. Hayatın her alanında takım ruhunun başarı için en önemli unsur olduğuna hep inandım. İşte o noktada, bireyin yeteneğinin çıta yüksekliğinden çok daha önemli olan, takım ruhuna ne denli uyum sağlayıp katkı koyabildiğidir.

***

   “Mücadeleyi yaşam biçimi olarak seçtim. Mücadele ortamında yapamayacağım özveri yoktu. Kendi boyutlarımda ciddi özverilerde de bulundum. Ama etrafımda özellikle sorumlu konumda olanların özveri yerine insanların özverisinin ürünlerini toplama çabasına girdiklerini gördüğüm zaman yıkılmadım dersem yalan olur.”

Cesaretle, mücadelenin en ön saflarında yer alan genç bir insanın sözleridir bunlar.

“Adam gibi mücadele arkadaşlarım olsun, gözümü budaktan asla sakınmam. Sakınmadığımı benle aynı yolu yürüyenler çok iyi bilir.”

Niyeti sadece ve sadece toplumsal değişime omuz vermek, katkı koymak isteyen bir başka dostum da böyle demişti.

***

İmbikten, gül suyu elde edilmesini gözleme şansınız olup olmadığını bilmem. Ben yıllar önce Hamitköy’de görmüştüm. Öz alınıyordu gül yapraklarından.

Mesele, her hareketin imbikten geçerken özünü koruyabilmesi.

“Ben merkezlilik” bu toplumda özellikle 1974 sonrası çok ciddi anlamda ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hastalık pek çok örgütü sarmalına aldı.

En ciddi örgütlere bile sızan bu hastalığın önü alınmadığı zaman zararlarının yakından uzağa çok yaygın olacağından kimsenin kuşkusu olmasın.

Kıbrıs Türk Halkının siyasete mesafe koyması ve her geçen zaman diliminde, partisizlerin, kararsızların çoğalmasının en başta gelen nedenlerinden biri de budur.

Nemelazımcılık her türlü çalışmayı önlerine çekenlerin ekmeğine bal sürmektir. Bu tipler, sivri çıkışlar, sahte kahramanlıklarla, kendi siyasi geleceklerine yetecek, oy desteğini biriktirmeyi, korumaya hedeflerler.

İnce eleyip sık dokumayı hep önlerine çekmek için yapanlara, “Rabbena hep bana” diyenlere herkes gözünü dört açmalıdır.

Mutluluğu toplumsal boyutta en güzel yerlere taşımak istiyorsak, mutluluğa taş atanlara asla ama asla izin vermemeliyiz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu