Derviş Doğan

Kâğıt Üzerindeki Federasyon, Sahadaki Gerçeklik…

Kıbrıs meselesinde yıllardır tekrar edilen bir cümle vardır: “Çözüm, iki toplumlu, iki kesimli ve siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon olacaktır.” Bu ifade, yalnızca diplomatik bir klişe değil; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının ve Doruk Anlaşmalarının ortak paydasıdır. 2014 yılında dönemin liderleri Derviş Eroğlu ve Nikos Anastasiadis tarafından kabul edilen Ortak Açıklama da bu çizginin en berrak metinlerinden biridir.

 

Metin açık ve nettir: Tek uluslararası hukuk kişiliği, tek egemenlik, tek vatandaşlık… Üstelik bu egemenliğin kaynağı, biri diğerine üstün olmayan şekilde, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlardır. Yani ne azınlık-çoğunluk ilişkisi vardır ne de “sonradan eklemlenmiş” bir toplum anlayışı. Kıbrıs Türk tarafının yıllardır altını çizdiği siyasi eşitlik ilkesi, bu belgede uluslararası hukuk diliyle teyit edilmektedir.

 

Ancak tam da burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Eğer çözümün çerçevesi bu kadar netse, neden hâlâ çözümsüzlük içindeyiz?

 

Sorunun cevabı, çoğu zaman metinlerde değil, metinlerin arkasındaki siyasi niyetlerde gizlidir. Ortak Açıklama, imza altına alındığı gün büyük umutlar yaratmıştı. Ne var ki, özellikle Güney Kıbrıs’ın “tek egemenlik” kavramını fiiliyatta “tek yetki” olarak yorumlama eğilimi, federasyon fikrini içi boş bir slogana dönüştürdü. Kıbrıslı Türkler için egemenliğin ortaklığı hayatiyken, Kıbrıslı Rum siyasi elitinin önemli bir kısmı bu ortaklığı hâlâ bir “taviz” olarak görmektedir.

 

Metinde özellikle dikkat çekici bir unsur da şudur: Birleşik Kıbrıs’ın egemenliği, BM Şartı çerçevesinde tanımlanmış olacak ve iki toplumdan eşit şekilde hayat bulacaktır Bu ifade, üniter devlet hayallerini de, dolaylı egemenlik arayışlarını da açıkça dışlamaktadır. Federasyon, adı var kendi yok bir yapı değil; yetkileri paylaşılmış, siyasi eşitliğin anayasal güvence altına alındığı bir ortaklık modelidir.

 

Bugün geriye dönüp bakıldığında, 2014 metninin değeri daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü o metin, Kıbrıs Türk tarafının federasyon vizyonuna ne kadar sadık kaldığını, buna karşın Rum tarafının bu vizyonu ne ölçüde içselleştiremediğini göstermektedir. Bu nedenle altındaki imzanın Talat’a ya da Akıncı’ya değil, Eroğlu’na ait olması da ayrıca önemlidir. Federasyon parametreleri, kişilere göre şekil değiştiren geçici tercihler değil; Kıbrıs Türk tarafının uzun yıllara dayanan müzakere birikiminin ürünüdür.

 

Bugün gelinen noktada, federasyon hâlâ masada mıdır, yoksa sadece eski belgelerde kalan bir temenni midir, bu ayrı bir tartışma konusudur. Ancak şu gerçek göz ardı edilemez: 2014 Ortak Açıklaması, çözümsüzlüğün Kıbrıs Türk tarafının uzlaşmazlığından değil, siyasi eşitliği içselleştiremeyen bir zihniyetten kaynaklandığını açıkça ortaya koymaktadır.

 

Belki de artık yapılması gereken, yeni cümleler kurmadan önce, geçmişte üzerinde uzlaşılan bu cümleleri dürüstçe okumaktır. Çünkü bazen çözüm, ileride değil; çoktan yazılmış satırların arasındadır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu