Canımızdan Eminiz ki Paranın Derdine Düştük

Sendikaların ülke genelinde almış olduğu grev kararına şahsen katılacak olduğumu ilk başa sabitleyelim ki başlığa bakarak konuyu yanlış algılayanlar olmasın.
Ortada somut bir savaş gerçeği var.
Tüm dünyayı daha ilk dakikasından itibaren etkilemeye başlayan ve giderek daha da etkisini ağırlaştıracak olan bir savaştan bahsetmekteyiz.
Ülkemiz de bu savaştan nasibini alıyor.
İlk günlerde Güney’deki İngiliz üslerinin hedef alınması endişesi ile korktuk, canımızdan endişe ettik.
Ancak artık görülüyor ki can korkusunu atlatmışız.
Şimdi paranın derdindeyiz.
Akaryakıta yapılan düzenli zamlar nedeniyle piyasa giderek daralmakta.
Alım gücü zaten düşük olan halkımız yaşananlara bakarak endişelenmekte.
Evet bir savaş var ve bu savaş nedeniyle bir çok ülkede yaşayan insanlar canlarının derdine düşmüş bir durumda.
Ama bu durum yaşanan ekonomik krizin bedellerinin ödenme şekline ilişkin olarak kimsenin söz söyleme hakkını ortadan kaldırmıyor.
Hükümetin ortaya koyduğu bazı önlemler var.
Tamamı uzun vadede etkisini gösterecek türden.
Kısa vadede etkili bir adım henüz görmedik.
Mesela akaryakıt konusunda tamamen çaresiz bir şekilde fiyat artışı tercih edildi.
Ardından sıra kamu maaşlarına geldi.
İşte o nokta oldukça sıkıntılı.
Ülkenin çalışan nüfusunun çoğunluğu kamu görevlisi olmayabilir ama etki bakımından ciddi bir orana ulaşmakta.
Mesela basit hesapla şunu söyleyebilir ki, özelde çalışanların tamamı vatandaş değil ama kamuda çalışanların tümü doğal olarak KKTC vatandaşıdır.
Peki bu ne demek..?
Şu demek:
Kamuda kazanılan paranın tümü ülke ekonomisine dönüşü bulunuyor.
Ama özelde durum böyle değil.
Vatandaş olanlar kadar vatandaş olmayan ve çalışma izni ile ülkemizde bulunan yabancılar da oldukça fazla.
Ve onlar da doğal olarak kazandıkları parayı kendi ülkelerine, oradaki ailelerine göndermekteler.
Bunun sonucu olarak da memur maaşları bu ülkenin en etkili ekonomik hareketidir.
Bunu bir kenara koyduk.
Esas sıkıntı hükümetin “eşel mobil” dediğimiz memur maaşlarına hayat pahalılığı artışına ilişkin yapmak istediğini düzenlemedir.
Geçtiğimiz yıl yine aynı noktada, yani hayat pahalılığı konusunda bir düzenleme yapmak istemişti hükümet.
O zamanlar konsolide uygulaması kaldırılmak istenmiş ve maaş artışlarının kök maaş üzerinden hesaplanmasını uygulamaya koymayı denemişti.
Sendikalar ayaklanmış, yapılan grevler ve eylemler sonrasından bundan vazgeçilmişti.
Şimdi yine aynı noktaya, hayat pahalılığı ödeneğine benzer bir düzenleme var gündemde.
Bu kez, yıl içerisinde bir kez hayat pahalılığı ödenmesi ve 9 ay boyunca yapılmaması şeklinde.
Sendikalar yine ayaklandı.
Genel grev kararı alındı.
Hem de süresiz olarak…
Çalışanlar da bu karara uyma eğiliminde.
Peki ama neden..?
Neden hükümet tepki göreceğini bildiği bir uygulamayı yapıyor..?
Tepkilere rağmen bunu yapacak mı yoksa tepkileri sonrasında yine vaz mı geçilecek..?
Hafta içerisinde göreceğiz.
Sendikalar kararlı, biliyoruz.
Hatta o kadar ki grevlerin yasaklanması ihtimali üzerine sivil itaatsizlik gündeme gelecek.
Hükümetin ne kadar kararlı olduğunu hafta içerisinde göreceğiz.
Ama keşke bu iş sendikalar ile istişare halinde yapılsaydı.
Belli bir plan ortaya konulsaydı ve “şimdi veremiyoruz ama ilerde tüm kayıpları telafi etmeyi taahhüt ediyoruz” denilseydi.
O zaman işler bu boyuta gelmezdi.
Çalışanlar nasıl ki sendikaların grev ve eylem kararına katılacaklar, hükümetle yapılacak bir uzlaşıda da sendikalarını dinleyecektir.
Uzlaşı treni elbette kaçmadı.
Geçen sefer de öyle olmuştu.
Önce hükümet karar almıştı, sonra çalışanlar ve sendikalar eyleme çıkmıştır.
Sonrasında tarafların yaptıkların uzun görüşmeler sonrasında sorun ortadan kalkmıştı.
Bakalım bu sefer nasıl olacak..?
Ufukta seçimin de olduğunu unutmadan süreci izlemeye devan edeceğiz…

