Hükümet Sendikalarla Değil Kendi Kendisiyle Mücadelede

Hayat pahalılığı artışı konusunda hükümet bir adım atmak istedi diye ortalık karıştı.
Bu karışıklığın içinde bir adım daha attı ve uygulamayı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlüğe koydu.
Ortalık daha da karıştı.
Sonra bir geri adım ile kararnameden vazgeçildi ama bir başka adım atılarak sendikaların önerisinin revizyonuyla tekrar yasa tasarısı görüşülmeye başlandı.
Sendikalar yeniden eylem kararı aldılar ve bunun için sabahı beklemeye başladılar.
Derken sabah oldu ve hükümet tam güneş doğarken “herkes çok yoruldu” diyerek meclisi kapattı.
Hükümet ortağı partilerin genel başkanları bazı bakanlar ve milletvekilleri ile Ankara’ya uçtu.
Meclis Başkanı da bazı milletvekilleri ile Bakü’ye uçtu.
Sendikalar bu durum üzerine eylemi askıya aldılar ve Pazartesi’yi beklemeye başladılar.
Çalışanlar işyerlerine, çocuklar da okullarına döndüler.
Ortalık geçici de olsa yatıştı.
Ama bu sefer de hükümetin içi karıştı.
Bakü’ye götürülmeyen, hatta bavuluyla mecliste bırakılan vekiller oldu.
Buna tepkiler en üst noktadan verildi.
“siz zaten her yere gidiyorsunuz” noktasına ulaşan bir çekişme ortaya çıktı.
Ve bunların tümü de hükümet ve milletvekilleri ülkede değilken yaşandı.
Şimdi hafta sonundayız.
Pazartesi yeniden meclis toplantısı ve genel grev eşliğinde eylem var.
Bakalım hükümet nasıl bir performans sergileyecek.
Kendi içlerindeki kavga Pazartesi’ye kadar sürecek mi, yoksa “yolda kapışırlar, kavgada yapışırlar” mı olacak..?
Bu hükümet bunu da atlatır.
Çünkü üç parti de mevcut toplum psikolojisinde seçime girilmesinin kendileri açısından ağır sonuçları olacağını bilmekteler.
O nedenle de günü gelmeden sandıklar için düğmeye basmazlar.
Öte yandan CTP’nin “ille de seçim” ısrarı rüzgarı ters çevirmeye de başladı.
Vatandaş elbette hükümete tepkili ve sandıkta hesap sormak için beklemede.
Ama CTP’nin seçimden başka düşüncesi yokmuş şeklindeki görüntüsü vatandaşı rahatsız etmekte.
Nedense vatandaşın gösterdiği sabrı CTP gösteremiyor ve bu durum da vatandaşı rahatsız etmekte.
Hükümet bunu da fark etti ve seçim için beklemeye karar verdi.
Bir yanda hükümette yıpranan partiler, öte yanda muhalefette puan kaybeden partimiz.
Bu durum seçime nasıl yansıyacak acaba diye düşünürken insanın aklına seçime meclis dışından katılacak olan partilerimiz gelmiyor değil.
Özellikle de Toplumcu Demokrasi Partisi ile Halkın Partisi sanki şu anki durumdan en fazla fayda sağlayan iki partimiz.
Elbette ilk sıralara tırmanamazlar.
Ama ilk etapta barajı geçmeyi ve sonrasında da hükümet ortaklığında kritik sayıda vekil çıkarmayı başarma yolunda ilerlemekteler.
Seçim sonuçlarından tek başına iktidar çok zor.
Mevcut gidişatla iki partili koalisyon da yetersiz kalacak gibi görünmekte.
Yüksek ihtimalle halen olduğu gibi üç partili bir koalisyon bizi bekliyor gibi.
Parti isimleri değişse bile hükümet yapısı değişmeyecek.
Ve bu yapıyla, yani üç farklı partiyle nasıl bir fark yaratılacak, o da ayrı bir mesele.
Neyse, bu konu şimdilik uzak bir menzilde.
Önümüzde ilk olarak Pazartesi günü var ve o gün olacaklar ülkemiz siyasetinin kaderinde belirleyici olacak.
Bakalım hangi partiler kaderine yön verecek, hangileri de kaderine razı olacak…

