İki Devlet Değil, Çözümün Tek Yolu Tek Devlet…!

Şimdi başlığı okuyanlar çok farklı ve de çok yanlış sonuçlara varacaklar.
Okumayı sevmeyen insanlar ordusunun neferleri arasından sadece başlığını okudukları bu yazıyı bir çok merkeze jurnal edenler de çıkacak.
Onları kaderleriyle baş başa bıraktım.
Bugün 20 Temmuz…
Kıbrıs Barış Harekatı’nın yıldönümü…
Çok küçüktüm, hayal meyal hatırlarım o günleri..
Aklımda kalan iki şey hariç çok fazla anım da yoktur.
Birincisi büyüklerin kendi aralarındaki o “geldiler” sözü…
Bir diğeri de yine büyüklerin sokakta gördükleri askeri araçlar için kullandıkları “bizimkiler” ifadesi…
İkisini birleştirince ortaya çıkan sözcüktür “bizimkiler geldiler” benim 20 Temmuz’dan aklımda kalan yegane anı…
Yeter de artar bile.
Daha fazlasını sonradan bizzat yaşayanlardan öğrenmiş bir kuşağım.
O yıllarda Güney Kıbrıs’tan gelen ve sık sık, uzun uzun kesilen elektriklerin yarattığı komşu ziyaretleri ve o ziyaretlerde konuşulanlar..
Girneli bir ailenin çocuğu olarak göçmenlik yaşamadım ama bir çok göçmen tanıdım.
Neredeyse tamamı Leymosunlu olan bu insanların geride bıraktıklarına ilişkin anıları ile büyüdüm.
Ama o anıların tamamı acı ile bitmekteydi.
Hiçbiri de günün birinde geri dönmekten bahsetmedi.
Sanki de en başından hepimiz Girneliydik…
Nur içinde yatsın, Arif Dayı’da (Little Arif) yenilen kebapların eşlik ettiği sohbetler de hep öyleydi.
Arada Girneli Rumlar’ın hikayeleri de anlatılırdı.
İyi olanı da vardı, kötü olanı da.
Polis olmasına rağmen Türklere yardım eden de vardı, sırf damadı EOK’cı olduğu için Türklerle uğraşan da vardı.
Bir de Girne’yi terketmeyen Rumlar vardı.
Girne’yi bilenler bilir, Türk mahallesinin köşesindeki kiliseden içeriye giren yoldaki evlerde kalmıştı onlar ve çoğu da kadındı.
Saygı gören ve Türk komşularıyla sosyal ilişkileri bulunan insanlardı.
Hatta bir tanesinin kocası da Türk’tü…
Marulla’yı yıllar oldu kaybedeli ama Yaşar abim hala hayatta, Allah ömür versin.
O yıllarda mahallenin tüm çocuklarının yürüyerek gittiği okul yolunda önünden geçtiğimiz bu evlerde yaşayanlara Salı günleri BM yardımı gelirdi.
Koskocaman beyaz kamyonlardan indirilen kutu kutu iaşelerden biz çocuklar da alırdık nasibimizi.
Bir çok kez Morning coffee bisküvileri ile kutu sütleri ellerimizde, sonradan adını herkesin duyduğu Loizidu’nun evinin önünden geçerek dönmüşlüğümüz vardır evlerimize.
Asla nefret yoktu ama biliyorduk ki farklıydık.
Çocuk kafamızla anlıyorduk bu farkı.
Her şeye rağmen hem de…
O çocuklar, yani biz, bugün geldiğimiz noktada artık bu farkın ne olduğunu çok daha iyi anlayan bir yaştayız.
O farkın aslında bu adayı ayıran değil, dengede tutan bir unsur olduğunu biliyoruz artık.
O dengenin hakim kılınması için eksik kalan tek unsur var.
O da Kıbrıs Türk halkının kendi devleti.
Diğer tarafın var ama bizim yok. Bu da dengenin hakim olmasını engelliyor.
Bugün birilerinin Kıbrıs sorunu dedikleri şey de aslında bundan ibarettir.
Kıbrıs’ta çözüme değil dengeye ihtiyacımız var.
Ve bu dengeyi sağlayacak yegane unsur da Kıbrıs Türk Halkının devletidir.
Bunun kabul görmesi sorunun tarih olması demektir.
İşte bu nedenle çözüm için iki devlete değil, tek devlete ihtiyacımız var..
20 Temmuz Mutlu Barış Harekatı Kıbrıs’ın tümüne barış ve huzur getirmiştir.
O harekattır ki Kıbrıs’ta savaş görmeden, savaşın ne olduğunu bilmeden nice nesillerin yetişmesini sağlamıştır..
İşte bu bile Kıbrıs gerçeğini anlatmaya yeter..
Bu uğurda hayatını feda eden tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun…

