Sessizliğin Sesini Duyabilen Var mı..?

Sessizlik sarmalı, siyasetle bilim olarak ilgilenenlerin çok iyi bildikleri bir durumdur.
Çok eski bir kuramdır.
Kurama göre, bireylerin kişisel fikirlerinin çoğunluğun görüşlerine aykırı olduğunu düşündüğünde, sosyal dışlanma korkusuyla sessiz kalma eğilimi gösterdiği bir süreçtir.
Bu durum, genel olarak kabul gören görüşlerin daha görünür hale gelmesine ve diğer görüşlerin ise baskılanmasına yol açarak bir sarmal oluşturur.
Kişi kendi görüşünden farklı bir ortamda susmayı tercih eder.
Ama asla görüşünü değiştirmez.
Sadece gizler, ondan vazgeçmez.
Şimdi bir de bizim cepheye bakalım.
Erhürman yandaşları gayet gür bir sesle konuşmakta.
CTP taraflarından gelen sesler giderek yükselmekte.
Ama UBP tarafları henüz o tona ulaşmadı.
Bunun iki nedeni olabilir. Ya az önce bahsettiğimiz sessizlik sarmalı hakim olmuştur, ya da….
Evet, ya da gerçekten söyleyecek bir sözleri yoktur.
Yani sandıkta.
Esas olan bu suskunluk sandıkta bozulacak mı yoksa devam mı edecek sualidir.
Bunun yanıtını bulabilmek için de suskunların yarattığı sessizliğin sesini duyabilmek lazımdır.
Ya da seçim gecesini bekler sandıklar açılınca görürüz.
Suskunluk o kadar hakimdi ki Tatar bile bu duruma ayak uydurmuştu.
Ancak belli ki birileri durumu fark etti, ya da tamamen tesadüf de olabilir, Tatar çıktı ve Erhürman’a “sert” yaptı.
Bakalım bu çıkış sessizliği bozacak mı, yoksa daha derinleşmesine mi neden olacak.
Bu işin bir senfoni orkestrası konseri olduğunu kimse unutmasın.
Farklı enstrümanlar doğru zamanda, doğru notada ve doğru tonda devreye girmelidir.
Yoksa ya bugünkü gibi bir “ölüm” sessizliği ortama hakim olur, ya da tam bir cümbüş havasında kimin ne dediği anlaşılmaz.
Bunun için de başarılı bir maestro şarttır..
Eline her değneği alanın şef olamayacağını anımsayalım, öyle bitirelim…

