Aziz KARAAZİZ

Uzlaşı Olmadan Kriz Çözülür mü..?

Fiber Optik Protokolü ekseninde yaşananları üç temel kategoride ele almamız mümkündür.
Konu hem hukuki hem ticari ve hem de siyasi boyutları olan bir aşamaya erişmiştir.
İşin hukuki boyutu görüntü itibarıyla en fazla soruna neden olan kısmı.
Ama bu sadece görüntüde.
Hukuki açıdan ele alındığı meclis alt komitesinde gözlemlenen sıkıntıların aşılabilecek boyutta olduğu hepimizin malumu.
Zaten ek protokol tartışması da bu yönde alınmış bir aksiyon.
İşin bir de ticari boyutu var ki aslında belki de en fazla konuşulması gereken yönüdür.
Bana kalırsa da esas sorunun yaşandığı nokta da budur.
Çünkü ülkemizde kurulu düzenleri hangi alanda olursa olsun ellemek çok mümkün olmuyor.
Çok ciddi bir direnç söz konusu oluyor.
İnternet konusu da böyle.
Kimseyi hedef almadan derdimi anlatmaya çalışayım.
Ülkemizde kullanılan internetin kullanıcılara ulaşma yolu eski moda bile değil.
Tamamen bize has bir durum söz konusu ve bu durum kullanımda çok ciddi sıkıntılar doğurmakta.
Hem de sürekli bir biçimde.
En önemlisi de mevcut yöntem gelişime açık değil.
Dünyanın gerisinde kalıyoruz.
Dünya ile aramız iyice açılınca yeni bir model uydurup en azından 25 yıl geriye takılacağız.
Günümüzde artık fiber optik veri kullanımı, yani internet konusunda en üst teknolojidir.
Ve gidişata bakıldığında da yerini alacak yeni bir model şu an için yok, ufukta da görülmüyor.
Şirketler bu yönde ar-ge yapmıyorlar.
Yapanlar da ciddi bütçeler harcamıyorlar.
Çünkü mevcut yapı bugünün ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılamakta.
Ama bizde yok..!
Fiber optik ağın ülkemizde kurulmasına doğrudan itiraz eden yok.
Görüntüde..
Ama belli ki perde gerisinde bu işe farklı bakanlar mevcut.
İşin ticari kaygıları ile halkın ihtiyaçlarının ve beklentilerinin karşılanması arasında büyük bir uçurum var.
Ancak ticari kaygıların kamuoyunda göreceği olumsuz tepkiler nedeniyle konu siyasete havale edildi.
İşin siyasi boyutu işte tam da bu noktada hayat buldu.
Ona hiç girmeden, günlerdir devam eden “bizimkiler ne olacak” tartışmasına bir hatırlatma ile yanıt vermek isterim.
Yıllarca bu ülkede tek bir kola markasını tüketmiş neslin bir ferdiyim.
Çocukluğum malum markanın ürettiği üç çeşit ürünleri içmekle geçti.
Sonra aniden ülkemize başka markalar da giriverdi.
Dünya devleri hem de…
Bizim emektar buna çok dayanamadı.
Tükendi…
Artık yok…
Peki neden..?
Rekabet edemedi.
Diğer markaları da mı o dönemin hükümeti alıp zorla bize içirmişti..?
Ya da üretildiği ülkelerin mi parmağı vardı..?
Olmadığını biliyoruz.
Çağın gerisinde kalan her ürün tükenmeye mahkumdur.
Rekabet elbette gereklidir.
Verimin ve kalitenin en temel ihtiyacı rekabettir.
Keşke başka markalar da an başından yanında olsaydı da bizim emektar kola dünya ile rekabete hazır olsaydı.
Biz bize yeteriz zihniyeti ile ancak bu kadar, ötesi olmaz.
Bu ülkede çok geniş kesimlerin hükümete farklı nedenlerle tepkisi olduğu ortada.
Bunu artık herkes biliyor.
Bu tepkilerin çok haklı yönleri de var.
Bunu da biliyoruz.
Ama farklı tepkilerle bu konuyu değerlendirmek de çok doğru değil.
Türkiye’den deniz altı kablo ile Türk Telekom’un ülkemize taşıdığı interneti bizlere satan şirketlerin, kablonun evlerimize uzanmasına karşı olduklarını düşünmek istemiyorum.
Ortada çok ciddi bir kafa karışıklığı var ve bundan çok hızlı kurtulmalıyız.
Umarım meclisimiz pazartesi günü konuyu bu sefer soğukkanlı bir şekilde ele alır ve ciddi bir fikir alış verişi yaşanır.
Kavgaya değil uzlaşıya ihtiyacımız var.
Çünkü uzlaşmadan hiçbir sorunu çözemeyiz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu