Bayramda neredeyiz?

Son 6-7 yıldır bayramları çocuklarımızdan uzakta geçiriyoruz ama sanırım artık bunun geçici değil kalıcı olacağını inkâr etmiyoruz.
Üniversite sonrası çocuklarımızın biri Londra diğeri de New York’ta çalışıyorlar. Mutlular. Onları mutlu görmek bizi de bu durumu kabullenmeye yönlendirdi.
Bayram sabahlarında çocuklarımızın girdiği kariyer kulvarlarını düşünerek onlar adına mutluluğu, kendimizi düşünerek hüznü aynı anda yaşayacağımız evreye girmiş olduk sanırım.
Kıbrıslı anne ve babaların çocukları ile ilgili nesiller boyu o çok aşina olduğu mutluluk ve hüzün arasında arafta kalan ruh halimizle bu bayramı geçireceğiz.
Bu bayram fiziken olmasa da düşüncelerimde ve hayallerimde Lefkoşa’da Meriç sokak Kumsalda büyüdüğüm evimizde ve mahallemizde olacağım.
Bayram sabahlarında gittiğimiz yakın akraba ve komşu evlerinde, eski günlerin özleminde…
Birlikte bakalım eskiye, size de ait bir şey bulunur mu diye…
Eminim bulunur.
Kocaman sofralar var geçmişteki bayramlarda.
Annemin fırında az ateşte yaptığı domatesli soğanlı patates ve tavuk. Yanında da bol şehriyeli pilav, humus ve bol zeytinyağlı salata. İkinci gün bol domatesli İzmir köftesi ve bir gün önceden kalırsa humus ve pilav. Çocuklara Bel-Kola ve Bubble-up.
Küçücük dünyamızdaki o zamana göre tüm hayalleri aldıracak bayram harçlıkları. Bunun verdiği mutluluk ve tatmin olma duygusu.
Hikâye ve fıkra anlatma üstadı rahmetli yazar Hizber (Hikmet) eniştemin ve denk gelirsek yakın zamanda ömür bırakan küçük kardeşi Aydın amcanın öncülüğünde bol sohbet…
Kahkaha…
Ah keşke o fıkra kıvamına biraz da abartılarak anlatılan o anekdotların ve taklitlerin tümünü hatırlayabilsem.
Yanılmıyorsam Şam’da ceplere çaktırmadan taş koyup tartılarak girilen lokantadan çıkışta masa altına taşları bırakıp tekrar tartıya çıkarak hesap ödeme hikayesinde veznede “lahavle” çekilerek yaşananları mümkün olsa da şu bayram gününde Hizber eniştem bir kez daha anlatabilse.
Aydın amcanın Zeki Müren ve bir türlü yıldızının barışamadığı Dr. Küçük taklitleri…
Anılarda kaldı hepsi.
O bayram günlerinden bakiye kalan duygunun en önemlisi sanırım ait olma.
Sorumluluğun üzerinde olmadığı, başın her sıkıştığında kucağına koşacak onlarca insanın içinde yaşama…
Dede, anneanne, babaanne amca, enişte, teyze, yeğenler, baba ve anne…
Ve komşular…
Ara ara adaya geldikçe ben de şahit oluyorum, şimdi sokakta gördüklerini bırak mahallendekini tanımıyorsun ya…
O zamanlar tüm mahallenin evladı olma…
Yıllar geçtikçe eksilme ve giderek yabancılaşma mahalleye.
O eksilmeyle artan sorumluluk sahibi olma…
Olgunlaşma…
Neyse ya…
Bu satırları yazdığım Bayram arifesinde bu kadar da duygusallık fazla…
****
Bunları yazarken çocukluğumdaki bayram sabahlarını düşündüm ya.
Şimdi ayaklarımın altı acıyor…
Sebebini biliyorum.
Çocukluğumdaki bayramlara yürüdüm farkında olmadan.
50 sene öncesine.
Az yol değil.
En önemlisi nerede olursak olalım sağlık ve yaşadığımız topraklarda huzur.
Özellikle yanı başımızdaki coğrafyaya ve Filistin’in haline bakıp biraz düşününce insan yutkunmadan edemiyor.
Özellikle bizden önceki nesillerin yaptığı fedakarlığa karşılık elbette çok daha iyisini hak ediyoruz ama bayramda yine de çok daha iyisinin olabileceğini düşünerek hayıflansak da sabırla yine de şükür etmesini bilmek lazım.
Bayramınız kutlu olsun.

