Nasıl yapıldığını bilmem, neye benzemediğini bilirim

Siyaseti bilmem ama aksiyona indirgenmiş sonuç odaklı planın neye benzeyip benzemediği ile ilgili fikir sahibiyim.
Örneğin olası bir anlaşma iklimini tehdit etse de Rum tarafının Kıbrıs sorunu ile ilgili söylemin ötesine geçen bir siyaset planı var. Bu siyaset planı ile kendilerine göre “başarının resmini” çizmişler. Tabiri caizse ters mühendislik ile bu “başarının resmini” oluşturmak için de somut adımlaratıyorlar. O siyaset planının en son örneklerinden biri Simon Aykut vakası.
Buna karşılık bizim “iki devletli çözüm”siyasetimiz ile ilgili söylemden öteye geçemeyen vitrin şovu dışında bir aksiyonumuz yok. Hatta bu söylemindillendirilmesi, karşı taraftaki mikro milliyetçileri konsolide etti. Makariosçular ile Grivasçıları barıştırıp adayı Nato’ya üye yapmadan fiilen sokan Hristodulides’ibaşkan yaptı. Bununla da kalmayıp buna karşı aksiyonlarını siyasi planlarına entegre etmelerine vesile oldu. Türki Cumhuriyetleri ile imzalanan anlaşma Rum siyasi planının varlığı adına başka somut bir örnektir.
Bunun için ‘’iki devletli çözüm” her denildiğinde kendi adımıza somutaksiyonlara dayalı bir görüntü hayal ediyorum.
Madem ki yalnızca iki devlet değil bir de bununla çözüm istiyoruz,
siyasetçilerinden önce Rum toplumuna bir anlaşmaya onların ihtiyacı olduğunu gösterecek adımlar bu planın çıkış noktası olması gerekmiyor mu?
Çözüme karşı yürüttükleri müzakere yoluyla oyalama siyasetinden onurlu çıkış kapısını Rum toplumuna gösterecek bir plan yapılmalı. Eksik olan bu. İki devletli çözüm diyenlerin cevaplaması beklenen soru bu. Bunun cevabı ile ilgili ortada bir çalışma ve plan olmadığı için bu siyasetimiz inandırıcı bulunmuyor.
Bunu mümkün kılacak ne yapabiliriz?
Atılacak olan adımların içinde Maraş’ın eski sahiplerine verilmek üzere KKTC yönetimi altında açılması olmalı.
Maraş konusu doğru şekilde ele alınırsa Rum toplumunun ve siyasetinin kırılmaya açık fay hattıdır.
Rum toplumunun ve siyasetinin zayıf noktasıdır Maraş. Hatta olası bir anlaşma ile elde edebileceği tek beklentisidir. Rum tarafında partiler üstü kümelerden biri “patronduk garson olduk” diyen 74’te göçmen olmuş bir kesim vardır. SimonAykut vakasının ortaya çıkmasının bir nedeni de kanımca bu kesime yöneliktir. Geri alamıyorsak kullandırtmayız! Bedel ödetiriz.
Elimizdeki en güçlü silahtır Maraş ama bunu uluslararası hukuk ve BM yetkililerinin onaylayacağı veya en azından Rum’un yaygarasına kayıtsız kalacağı şekilde açmaktı marifet.
Atılabilecek adımlar beylik laflarla yaratılan konjonktüre kurban gitti. Şimdi yapılan söylemlerden geri adım atmak da ayrı bir dert.
Dolayısıyla Maraş konusunu ele alıp bir şey söylerken bunu BM güvenlik konseyi kararına rağmen Maraş’ı KKTC’nin yönetimi altında açılmasına BM’yi ve uluslararası muhatapları nasıl ikna edeceğimizin anlatılmasını beklerim.
Maraş’ı açacağız ama gerek tazminat gerekse altyapı yatırımı için gerekli olacak olan finansmanı nasıl sağlayacağız diye de anlatılmasını beklerim.
Başka ne yapabiliriz?
Sınırda olası bir anlaşma sonucunda toprak tavizi olarak vereceğimizi daha önce müzakere masasında dillendirdiğimizyerlerde kalıcı olmaya niyetli olduğumuzu gösterecek adımların atılması diğer bir adım olabilir.
Örneğin bu bölgelerde sulu tarıma öncelik verebilir, yine bu bölgeye kamuya yönelik (hastane, okul ve hatta cami gibi) yatırımlar yapabiliriz.
Malumunuzdur inşaat, beton işine T.C hemen finansman sağlar! Reis de iki ayağı bir pabuca girse inşaat açılışlarını kaçırmaz!
Arka planda Trodos dağı olacak şekilde ona sınıra yakın yerde yapılacak temel atma ve açılışlarda “Ya Allah Bismillah” diye nutuk attırırım.
Başka?
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün Kuzeyde uluslararası hukuk dışında yarattığı konjonktür ile ilgili çağrı yaparım.
Bu çağrıya paralel olarak ülke egemenliğini temsil eden siyaset-güvenlik-yargı ağının illegal aktiviteler konusunda olası dış muhatapları ile eşgüdüm içerisinde hareket etmesini sonuna kadar desteklediğimi açıklarım. Bunun pratikte nasıl yapılabileceğinin yol haritasınıanlatırım.
KKTC tanınmamış olsa da illegal aktivitelerle ilgili uluslararası iş birliğine sonuna kadar açık olunduğunu ve bunu tanınma konusu yapılmayacağını peşinen ilan ederim.
İki devletli çözüm için siyaset yürüteceğim diyen siyasilerin bu listeyi zenginleştirerek kendi içinde tutarlı bir şekilde anlatmasını ve varsa da karşı görüşlere açık oturumlarda savunmasını dinlemek isterim. Vadetmek ile hayata geçirebilmek arasında fark var. Ciddiyeti ve gerçekliğiburalarda ararım.
Diyeceksiniz bir torba lakırdı yazdın sen ne anlan bu işlerden. Dedim ya siyasetten anlamam ama adada fark yarattığım bir proje oldu.
Her olmayan girişime sebep olarak gösterdiğimiz ambargo engelini aşıp KKTC’de kurulu bir şirket ile dünyanın ismini bildiği belki de en global firmanın merkezi arasında hukuki geçerliliği olan bir anlaşma yapılması sağlandı. Bankaların da kabul ettiği uzun süreli yatırım ve işbirliği modelini kurmanın yolunun bulunmasına liderlik ettim.
O yolu da adım adım yıllarca çeşit türlü yolu deneyerek uluslararası hukuk ve genel kabul görmüş mali kurallar içinde çözüm alternatifleri üreterek bulduk. Hem de muhataplarımızı adanın siyasi iklimine uygun bir çözüme ikna ederek bunu yaptık.
Başlangıçta imkânsız gibi gözüktü ama ortak aklın ürünü olan bir iş birliği modeli ile başarıldı. Bilmesi gerekenler biliyor. Bilmeyenler de her gün Lefkoşa’danAlayköy’e giderken sağ taraftaki tesisinönünden geçiyor!
İki devletli çözüm çok zor hedef. Çeşitli boyutuyla ciddi bir çalışmaya dayalı plan yapmadan bu hedefe ulaşmak imkansız. Adına ister siyasi tembellik ister iş bilmezlik deyin, iki devletli çözüm bundan dolayı inandırıcı olamıyor.

