Türkiye ile İsrail’in çıkarları örtüşmüyor mu?

Rum-Yunan tarafı ada etrafında yaptığı sondaj çalışmaları sonucunda çıkaracağı petrolün İsrail Petrolü ile birlikte LNG veya boru hattıyla Avrupa’ya ulaştırılmasını öngörüyor. Bunun için ümitli bir şekilde sondaj çalışmaları yapıyor, yapmaya devam edecek. Buna paralel olarak bu hedefine ulaşmak için de belli bir süredir adanın güneyini askeri angajmanların içine sokuyor. Bunu bir bütün olarak böyle okumak lazım.
Türkiye bu tek taraflı ilan edilen deniz yetki alanlarına bir türlü adım atmıyor. Halbuki dört tane sondaj gemisi ve iki üç tane araştırma gemisi var. Buna rağmen Antalya Körfezi’nden dışarı çıkmıyor.
Bunu nasıl yorumlamak lazım?
Buradaki kilit herhalde Türkiye’nin Yunanistan’dan önce İsrail ile ilişkilerinin ne olacağı. Bu da ABD’nin burada köprü rolü oynayıp oynamayacağına bağlıdır. Netanyahu’nun yakın zamandaki bir Beyaz Saray ziyaretinde Trump, Netanyahu ve Erdoğan’ı kastederek her iki lider ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu basın mensuplarına söylemişti. Bunu da bir kenara not edelim.
Bugünün şartlarında karşılıklı söylemlere bakılırsa trajikomik bir soru ama başlıktaki soruyu cevaplamak için Türk-İsrail ilişkisinin potansiyelini irdelemek lazım.
Gazze’deki elim hadiseleri hep beraber izledik. Sivillerin kaybı çok vahim bir olay. Savaşın çirkinliğini gösteriyor. Yani kelimelerin yetersiz kalacağı şekilde çok kötü bir şey.
Bunun için çatışma başlamadan diplomasinin çare bulması her zaman bunun için arzulanır zaten.
O silahlar, bombalar, füzeler ateşlendiğinde kimin kazanacağı belli olmasa da ne olacağı belli.
Sonunda kazanan ve kaybeden tarafta hep fatura sivillere çıkıyor.
İsrail’in Gazze’de akıl almaz saldırganlığı ile vahim hale gelmiş insani dramı, soykırımı bir kefeye koyup konuya klinik bir vaka olarak soğukkanlılıkla bakarsanız, Türkiye’nin İsrail’le menfaatleri uzun dönemde örtüştüğü ile ilgili de bir analiz yapmak da mümkün.
Çok gaz tüketen ve büyük ölçüde bunu ithal eden bir ülke olarak Türkiye’nin yalnızca Irak ve Suriye petrolünün değil, Doğu Akdeniz’deki petrolün çıkarılması ve piyasalara ulaştırılmasında sağlayacağı kolaylık İsrail ile çıkarlarının örtüştüğü alanlardan bir tanesi. Alternatifleri ile karşılaştırmalı mali fizibilite yapmaya gerek yok.
Bir diğeri İran’la olan konu. İran’ın ciddi sayı ve kapasitede balistik füzelere sahip bir askeri güç olması. Nükleer bir İran olması, nükleer silahlara kavuşması İsrail’in olduğu kadar Türkiye’nin de menfaatine değil. İran’ın maşa örgütleri ile bölgeyi karıştırması Türkiye’nin çıkarları ile örtüştüğü söylenemez.
Dolayısıyla aslında İsrail’in ve Amerika’nın bu konuda bir şeyler yapıyor olması uzun vadeli menfaatlerle de örtüşüyor.
Tarafsız durma hedefi ağır basacak şekilde Türkiye devlet aklı da buna biraz da böyle bakıyor. Bu alenen dile getirilmese de biliniyor. Geçen hafta Trump’ın Türkiye’deki siyasi irade ile ilgili referansları ile en son Blackrock CEO’sunun Türkiye ziyareti arka plandaki bu realiteye dayanıyor. Bir ortak payda olduğu üzerinden yürüyorlar. Türkiye’deki iç siyasetteki ve ekonomideki çıkmazı da kullanarak bir siyaset yaratma peşindeler. “Non-Arab” olan üç Orta Doğu gücü olan Türkiye, İsrail ve İran’ın en fazla Türkiye ile İsrail’e menfaatlerinin örtüştüğü telkin ediliyor.
Konuya soğukkanlılıkla bu pencereden baktığınızda eğer bu görülür ve buna uygun davranılırsa belki Filistinlere de daha fazla fayda olabilir. Bu haliyle Galata köprüsünde miting yapmanın ötesinde Filistinlilere pek bir faydamız olduğu söylenemez.
Bu enerji konusu da böylece daha rasyonel ve kalıcı, karşılıklı ekonomik “interdependence” doğuracak bir yöntemle çözüme kavuşturulabilir.
Bu senaryo hem Türkiye hem de İsrail’de siyasetteki üslubun değişmesi ve diplomasinin ön plana çıkması ile mümkün olur. Trump’tan sonra Blackrock CEO’su da İsrail-Türkiye arasında köprü görevi görebileceklerini birinci elden en tepeye iletmiş oldu. Dini vesaikten uzak müzakere etmeye açık ekonomik gerçeğe dayalı bu senaryonun ön plana çıkması bir iki adım sonrasında Kıbrıs sorununu da farklı bir çerçeveye oturtur.

