Adını koyun olsun bitsin…

Çok açık ki Kıbrıs’ta varılacak bir antlaşmanın hissiyatı bile birilerini rahatsız ediyor. Kıbrıs’ın kuzey yarısında bilinçli bir şekilde yaratılan illegal alan üzerinden dönen dolaplar herkesin malumudur.
Dolayısıyla vatan,millet bayrak üzerinden söylem geliştirmek suretiyle oynanan oyunun çözümsüzlüğü perçinlemek olduğunun da hepimiz farkındayız.
Kıbrıs’ta gerçekçi bir çözüme odaklanmadığımız sürece bu bağlamda konuşulan her şeyin altının boş olduğunu idrak etmek bu kadar zor olmamalıdır.Nitekim Kıbrıs’ta iki devletlilik tezi çökmüş durumdadır. Zaten ölü doğan bu modelin savunucuları bile bunun farkındaydı. Türki Devletlerinin dahi destek vermedikleri hatta bunu attıkları imza ile de teyit ettikleri bir ortamda hala iki devletli çözümden, o olmadı işbirliği olanaklarından vs gibi temelden yoksun farazi beklentiler içine girmenin bize bir yarar sağlamayacağı aksi belirsizliği güçlendirecek olması çok açık değil mi? Nitekim Türki Devletlerinin bile ikna olmadığı bu beklentinin aksini yaparak gerçekleşen zirvede
AB ile mzaladıkları ortak bildiride, Kıbrıs adasında Türkiye’nin karşı çıktığı tezleri destekleyen bir madde yer aldı. Bu madde ile yalnızca Türkiye’nin tanıdığı “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin kurulmasını kınayan ve tanımama çağrısı yapan BM Güvenlik Konseyi’nin 541 ve 550 sayılı kararlarına bağlı kalacaklarını açıkladılar.
Zirveye Orta Asya’dan beş devlet katılmıştı: Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan.
Şimdi bu ülkeleri suçlayabilir miyiz? Elbette hayır.. Aklın yolu neyse onlar bunun gereğini yerine getirdiler. Nitekim BM Güvenlik Konseyi’nin 541 ve 550 sayılı kararları orada dururken bunu görmezden gelerek,yok sayarak Kıbrıs’ta federal zemini bırakarak iki ayrı devlet üzerinden ilerlemeye yönelmek gerçekçi bir politika değildir. Ha derseniz ki biz Kıbrıs’ta çözüm istemiyoruz,bu daha anlaşılır olur.
