Derviş Doğan

Diplomasi Yürütülmeli…

 

Avrupa Parlamentosu, geçtiğimiz günlerde Kıbrıs meselesinde son yılların en net ve sert çıkışlarından birine imza attı. Parlamentoda yapılan oylamada, kuzeyde tutuklanan beş Kıbrıslı Rum’un “yasa dışı ve devam eden tutukluluğunu” kınayan karar, 602 milletvekilinin katıldığı oylamada 597 oyla kabul edildi. Geriye kalan 5 kişi ise sadece çekimser kaldı. Bu, Brüksel’den gelen sıradan bir diplomatik açıklama değil; Avrupa’nın, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’a yönelik açık bir siyasi mesajıdır.

 

Kuzeyde tutuklanan bu beş Kıbrıslı Rum’un kim olduğu, ne sebeple gözaltına alındıkları ve hukuki sürecin nasıl işlediği, elbette bu konunun teknik boyutunu oluşturuyor. Ancak Avrupa Parlamentosu’nun bu olayı bir “ihlal” olarak tanımlaması, olayı sadece bireysel bir tutuklama meselesi olmaktan çıkarıyor. Bu karar, Avrupa’nın Kıbrıs konusundaki pozisyonunun giderek daha katı ve taraflı bir çizgiye kaydığını da gösteriyor.

 

Kararda yalnızca tutukluların derhal ve koşulsuz serbest bırakılması istenmekle kalınmadı, aynı zamanda Türkiye’nin kuzeydeki varlığı da kınandı. Bu ifade, Avrupa’nın bir süredir görmezden geldiği Kıbrıs sorununu yeniden sahneye çıkardığını ve Ankara’ya yönelik sertleşen tutumun devam ettiğini gösteriyor.

 

Bu kararın içeriğine bakıldığında, temel hukuk ilkelerinden ziyade siyasi bir bildirinin satır aralarını okumak gerekiyor. Avrupa Parlamentosu, Kıbrıs konusunda tamamen Güney’in söylemlerini benimseyerek, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşruiyetini tanımıyoruz” mesajını bir kez daha güçlü şekilde verdi. Karar, adeta bir “biz tarafız” deklarasyonu.

 

Türkiye açısından ise bu karar, uzun süredir yaşanan yalnızlaşmanın ve Batı ile ilişkilerdeki kırılmaların yeni bir tezahürü. Avrupa Birliği, Kıbrıs konusunda yıllardır uyguladığı çifte standardı devam ettiriyor. 2004 Annan Planı’na “evet” demesine rağmen cezalandırılan Türk tarafı, bugün hâlâ siyasi ve diplomatik anlamda yalnız bırakılıyor.

 

Kıbrıs Türk tarafı bu karara karşı diplomatik bir hamle geliştirmezse, Avrupa’nın bu tek taraflı tutumu yerleşik bir norm haline gelecek. Hukuki platformlarda hak aramak, uluslararası kamuoyuna yönelik daha etkili iletişim stratejileri geliştirmek ve özellikle AB içerisindeki daha tarafsız ülkelerle doğrudan temaslar kurmak, bu süreçte atılabilecek adımlar arasında.

 

Bu karar, aynı zamanda Türkiye’nin Kıbrıs politikasını da yeniden gözden geçirmesi gerektiğini gösteriyor. Uluslararası meşruiyet mücadelesinin yalnızca sert söylemlerle değil, çok boyutlu ve uzun vadeli diplomatik çabalarla yürütülmesi gerektiği artık aşikâr.

 

Avrupa Parlamentosu’nun bu son kararı, aslında yeni bir şey söylemiyor; ancak mevcut pozisyonunu daha açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. Kıbrıs meselesinde hâlâ bir çözüm ümidi taşıyanlar içinse bu karar, daha fazla bölünmenin ve tarafgirliğin habercisi olabilir.

 

O halde sorulması gereken soru şu: Avrupa’nın bu açık tarafgirliğine karşı, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri uluslararası sahnede nasıl bir strateji geliştirecek?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu