Derviş Doğan

Filistin’i Tanımak Yetmez…

Son dönemde bazı Avrupa Birliği ülkeleri Filistin’i resmen tanıma kararı aldı. Bu adım, yıllardır uluslararası sistemde görmezden gelinen bir halkın haklı mücadelesine yönelik geç de olsa gelen bir sembolik destek olarak önemli. Ancak bu tanınmanın tek başına yeterli olmadığını görmek zorundayız. Filistin halkının yaşadığı acı, sadece diplomatik jestlerle hafifletilemez. Gerçek bir değişim için Batı’nın artık laf değil, somut adım atması gerekiyor.

 

İsrail’e Yaptırımlar Olmadan Barış Mümkün mü?

Filistin topraklarında yaşananlar artık bir çatışma değil, sistematik bir şiddet ve işgal düzenidir. Sivil altyapının hedef alınması, sağlık hizmetlerinin engellenmesi, çocukların, kadınların ve gazetecilerin yaşamını yitirmesi, uluslararası hukuk açısından açıkça savaş suçudur. Bu durumu yalnızca kınamak ya da “taraflara itidal çağrısı yapmak” hiçbir anlam taşımıyor. Eğer gerçekten bir soykırımı durdurmak istiyorsak, İsrail’e karşı ekonomik ve diplomatik yaptırımlar uygulanmalıdır. Tıpkı Güney Afrika’daki apartheid rejimine karşı uygulandığı gibi…

 

Güney Afrika Benzerliği: Tarih Kendini Tekrar Eder mi?

1990’larda Güney Afrika’daki ırkçı apartheid rejimi, yalnızca içerideki direnişle değil, aynı zamanda uluslararası kamuoyunun baskısıyla sona erdi. Batılı ülkelerin, özellikle ekonomik yaptırımlar ve diplomatik izolasyon yoluyla gösterdiği kararlı duruş, bu rejimin çöküşünde belirleyici rol oynamıştı. Bugün İsrail’in işgal politikalarına karşı da benzer bir uluslararası tepki gösterilmeden kalıcı bir çözüm beklemek gerçekçi değildir. Bu nedenle Filistin’i tanımak, sadece ilk adımdır. Asıl mesele, bu tanımanın arkasına nasıl bir siyasi irade ve eylem koyulacağıdır.

 

Batı’nın Çifte Standardı ve Önyargıları

Maalesef Batı dünyası, Ortadoğu’daki halkları kendiyle eşit görmüyor. Bu sadece politik değil, kültürel ve zihinsel bir meseledir. Önyargılar, medya diliyle beslenen algılar ve İslamofobi, bu eşitsiz bakışı perçinliyor. Ukrayna’daki bir çocuğun hayatı için ayağa kalkan sistem, Gazze’de hayatını kaybeden binlerce çocuk için aynı duyarlılığı göstermiyor. Bu çifte standart, sadece ahlaki bir sorun değil, aynı zamanda küresel güvenlik için de ciddi bir tehdit.

 

Köprü Kurmak: Üst Yapıların Değişimi Şart

Eğer gerçekten kalıcı bir barış istiyorsak, sadece siyasi değil, kültürel ve toplumsal düzeyde de bir köprü inşa etmeliyiz. Batı ve Doğu arasında, modernite ve gelenek arasında, “biz” ve “onlar” ayrımını kıracak yeni bir düşünsel zemin yaratmalıyız. Bu da ancak karşılıklı anlayış, diyalog ve eşitlik temelinde mümkün olabilir. Aksi takdirde, bu trajediler tekrarlanacak; sadece yerler ve isimler değişecek.

 

Filistin’i tanımak, evet önemlidir. Ama bunun arkasını doldurmayan bir tanıma, sadece bir vicdan temizliği olur. Uluslararası toplumun gerçek bir sınavdan geçtiği bu dönemde, laf değil, eylem zamanı. Yaptırım olmadan adalet olmayacak. Adalet olmadan da barış mümkün değil.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu