Gerçek Mağduriyetleri Görmeden Yol Alınamaz

Kıbrıs meselesinde yıllardır tekrar edilen bir gerçek var: Güven artırıcı önlemler, ancak karşı tarafın ortaya koyduğu gerçek mağduriyetlere gösterilen empati ve anlayış ölçüsünde anlam kazanır. Taraflardan biri yalnızca kendi haklılık alanını genişletmeye odaklandığında, diğerinin acılarını ve kayıplarını görmezden geldiğinde, atılan her adım ister istemez birer “siyasi manevra” olarak algılanır ve güven zemini daha da daralır.
Bu bağlamda Kıbrıslı Türk Lider Tufan Erhürman’ın ortaya koyduğu liste, Kıbrıslı Türklerin uzun yıllardır yaşadığı mağduriyetlerin önemli bir bölümünü görünür kılan bir çerçeve sunuyor. Elbette bu liste her şeyi kapsamıyor; fakat samimi bir başlangıç için anlamlı bir temel oluşturduğu da inkâr edilemez. Ne var ki bu türden adımların hayata geçirilmesi, sadece Türk tarafının değil, Rum tarafının da kendi içindeki gerçek mağduriyetleri ortaya koyup karşılıklı olarak masaya yatırması ile mümkün olabilir.
Burada kilit nokta, iki tarafın birbirinden taviz koparmaya çalışması değildir. Asıl mesele, iki halkın da geçmişten bugüne biriktirdiği acıları, kayıpları ve kırılganlıkları samimiyetle tanımak; siyasi söylem ile insani gerçekler arasındaki mesafeyi kapatmaktır. Kıbrıslı Rumların tarihsel travmaları da en az Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları kadar gerçektir ve çözüme giden yol, bu gerçekleri duymazdan gelmekten değil, anlamaya çalışmaktan geçer.
Bu nedenle, karşılıklı güvenin yeniden inşası için ilk adımların somut, sembolik ve iki tarafın da yararına olması büyük önem taşıyor.
Kısacası, karşılıklı mağduriyetlerin tanınmasıyla desteklenen adımlar Kıbrıs’ta yıllardır aranan “karşılıklı güvenin yeniden tesisi” için güçlü bir başlangıç olabilir. Siyasi süreç ancak böyle bir zemin üzerinde sağlıklı ilerler. Çünkü güven, masada değil, halkların gündelik hayatında yaratılır.
Kıbrıs’ın geleceği için en gerçekçi ve en insani yol, karşılıklı empatiyi önceleyen bu yaklaşımı cesurca sahiplenmekten geçiyor.
