Derviş Doğan

Güvensizlik Kıskacında Bir Ada…

Hiç kuşku yok ki bu ülkede, artık kimse ama hiç kimse kendini güvende hissetmiyor. Sokakta yürüyen bir genç, gece evine dönen bir kadın, işine giden bir işçi… Güvenlik, bir ülkenin en temel kamu hizmetlerinden biri olması gerekirken, biz adeta şansa yaşıyoruz. Hele ki son yıllarda yaşananlar, hepimize tek bir mesaj veriyor: “Kendi başınızın çaresine bakın.”

 

Özellikle kontrolsüz ve denetimsiz göç hareketleriyle birlikte suç potansiyeli yüksek grupların adaya giriş çıkışları, artık yalnızca bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda toplumsal bir travma haline gelmiştir. Organize suç örgütleri adada adeta cirit atmakta, kimi zaman tetikçi olarak karşımıza çıkmakta, kimi zaman ise gündelik hayatın içinde kaybolmuş bir tehdit olarak yaşamaya devam etmektedir.

 

Bu bir şehir efsanesi değil, istisnai bir olay hiç değil. Her geçen gün medyada yer alan cinayetler, uyuşturucu operasyonları, silahlı saldırılar bu gerçeği gözümüzün içine sokuyor. Ve ne yazık ki devletin bu tablo karşısındaki tavrı ya sessizlik ya da çaresizlik.

 

Şunu açıkça sormalıyız: Bu adaya elini kolunu sallayarak giren, suç sicili kabarık bu insanlar nasıl oluyor da yıllarca rahatça dolaşabiliyor? Sınır kapılarında denetim yok mu? İstihbarat birimleri ne yapıyor? Polis teşkilatının gerek insan kaynağı olarak gerekse teknik donanım olarak bunlarla başa çıkamayacağı aşikar değil mi?

 

Vatandaşın sığınacak tek yeri devlettir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, sanki devlet de vatandaşla birlikte çaresizlik içinde bekliyor. Bekliyor ama neyi bekliyor, belli değil.

 

Bir toplumun en temel güvenlik ihtiyacı karşılanmadığında, o toplumda adalet duygusu yıpranır, toplumsal sözleşme zedelenir. İnsanlar kendi adaletini aramaya başlar ki bu da daha büyük bir kaosun habercisidir.

 

Artık kimsenin “bireysel vaka” ya da “istihbarat hatası” gibi bahanelere karnı tok. Bu bir güvenlik zaafı değil, bu doğrudan bir devlet zaafıdır. Ve bu zaaf, sadece bugünü değil, yarını da tehdit etmektedir.

 

Devlet bu gidişata sessiz kalamaz, kalmamalıdır. Aksi takdirde, kontrolsüzlük yalnızca sokaklara değil, zihinlerimize de hâkim olacak. Ve asıl tehlike işte o zaman başlayacak.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu