Derviş Doğan

İstişare mi, İrade mi?

 Kıbrıs meselesi söz konusu olduğunda değişmeyen tek gerçek, Türkiye ile yürütülen yakın istişare sürecidir. Bu, tarihsel, siyasal ve stratejik bir zorunluluktur. Ancak çoğu zaman gözden kaçırılan hayati bir ayrım vardır: İstişare etmek başka, iradeyi devretmek bambaşkadır.

Kıbrıs’ın Kuzeyinde bugüne kadar görev yapmış tüm liderler, Kıbrıs sorununu Türkiye ile konuşarak, görüşerek ve ortak zeminde tartışarak ele almıştır. Fakat liderlik pratiği açısından aradaki fark, bu istişarenin nasıl yürütüldüğünde ortaya çıkmıştır. Kimi liderler, Ankara’dan onay almadan en küçük bir adım atmayı dahi göze alamamış; kimi liderler ise kendi siyasal vizyonunu, halktan aldığı meşruiyeti ve yerel gerçekleri Türkiye’deki muhataplarına anlatmayı, hatta kabul ettirmeyi başarmıştır.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz tam da bu ikinci duruştur.

Zira KKTC’nin varlığı yalnızca Türkiye’nin desteğiyle değil, Kıbrıs Türk halkının iradesiyle anlam kazanır. Liderlik, sadece uyum sağlamak değil; gerektiğinde müzakere masasında kendi tezlerini savunabilmek, kendi önceliklerini ortaya koyabilmek ve ortak aklı eşit bir ilişki zemininde inşa edebilmektir. Türkiye ile güçlü bağlar, ancak güçlü bir KKTC iradesiyle sağlıklı bir dengeye oturur.

İçinden geçtiğimiz dönem, edilgen bir siyaset anlayışını kaldırmayacak kadar kritik ve kırılgandır. Kıbrıs meselesi, ezberlerin tekrarlandığı değil; cesaretin, özgüvenin ve siyasi olgunluğun sergilendiği bir alana dönüşmek zorundadır. Bu da ancak, Türkiye ile istişare ederken kendi sözünü söyleyebilen, kendi politikasının arkasında durabilen bir liderlik anlayışıyla mümkündür.

Bugün sorulması gereken soru şudur: KKTC, sadece danışılan bir yapı mı olacak, yoksa ortak karar üreten, yön veren ve kendi geleceğinde söz sahibi olan bir aktör mü? Cevap, kimin nasıl bir duruş sergileyeceğinde gizlidir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu