Derviş Doğan

Kıbrıs’ı Bilmeden Konuşmak

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) gerçekleştirilen son cumhurbaşkanlığı seçimleri, Türkiye kamuoyunda Kıbrıs meselesine dair süregelen bilgi eksikliğini ve algısal çarpıklıkları bir kez daha görünür kılmıştır. Bu durum yalnızca seçim dönemlerine özgü geçici bir ilgiyle sınırlı kalmamakta, aksine Türkiye’de siyasal aktörlerden medya temsilcilerine, sosyal medya kullanıcılarından sıradan yurttaşlara kadar geniş bir yelpazede, Kıbrıs’a yönelik yaklaşımların çoğunlukla yeterli bilgi temeline dayanmadan geliştirildiğini ortaya koymaktadır.

 

Kıbrıs, Türkiye’nin bir idari birimi ya da doğrudan bir uzantısı değil; kendi siyasal kurumları, toplumsal yapısı, tarihi ve kültürel birikimiyle varlık gösteren bağımsız bir siyasal aktördür. KKTC’nin bu özerk yapısı, yalnızca hukuki bir statüyü değil, aynı zamanda saygı gösterilmesi gereken bir toplumsal iradeyi de ifade eder. Türkiye kamuoyunda zaman zaman gözlemlenen “Kıbrıs’ı sahiplenme” eğilimi, duygusal ve tarihsel bağlarla açıklanabilir olsa da, bu eğilim, Kıbrıs toplumunun öznel gerçekliğini yok sayarak gerçekleştirildiğinde problematik bir hâl almaktadır.

 

Kıbrıs Türk toplumu, Türkiye’den yapılan açıklamaları ve siyasal yorumları dikkatle, fakat sıklıkla da duygusal bir mesafeyle izlemektedir. Bu durumun temelinde, söz konusu açıklamaların büyük ölçüde Kıbrıs’taki toplumsal dinamikler, siyasi kültür, gündelik yaşam pratikleri ve seçmen davranışları gibi temel unsurları dikkate almadan yapılıyor olması yatmaktadır. Kıbrıs gençliğinin beklentileri, toplumu şekillendiren güncel tartışma başlıkları ve iç siyaset gündemi yeterince analiz edilmeden yapılan değerlendirmeler, kolonyal zihniyet kalıntılarını çağrıştıran bir üstten bakışı da beraberinde getirmektedir.

 

Daha da önemlisi, Türkiye’de Kıbrıs’ın sıklıkla bir “dış politika” meselesi olarak ele alınması, orada yaşayan Kıbrıslı Türklerin bu coğrafyada her gün pratikledikleri yaşamsal gerçekliği göz ardı etmektedir. Oysa Kıbrıs meselesi, yalnızca stratejik ya da diplomatik bir tartışma başlığı değil; aynı zamanda insanî, toplumsal ve siyasal bir gerçekliktir. Türkiye’den yapılan her açıklama ya da müdahale, bu gerçeklik üzerinde doğrudan etkiler yaratmaktadır.

 

Kuşkusuz Türkiye ile Kıbrıs arasında tarihsel, kültürel ve siyasal bağlar güçlüdür ve Türkiye’nin Kıbrıs’taki rolü tarihsel olarak tartışılmaz bir ağırlığa sahiptir. Ancak bu durum, Kıbrıs halkının siyasal iradesini görmezden gelme veya şekillendirme hakkını hiç kimseye vermez. Eşitlik temelinde kurulan ilişkilerde “kardeşlik” mümkündür ve bu türden bir kardeşlik, karşılıklı saygı, anlayış ve empati üzerine inşa edilmelidir.

 

Sonuç olarak, Kıbrıs hakkında sağlıklı ve yapıcı bir tartışma yürütmek isteyen her aktör, öncelikle Kıbrıs toplumunu, onun ihtiyaçlarını, beklentilerini ve iç dinamiklerini tanıma ve anlama sorumluluğunu üstlenmelidir. Ancak bu şekilde, bilgiye dayalı, çok boyutlu ve saygılı bir söylem geliştirilebilir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu