Kıbrıs’ın Kuzey Yarısında Normalleştirilenler

Bir sabah uyanıyoruz: yine bir hırsızlık haberi.
Günün ilerleyen vakitlerinde bir kavga, bir gasp, bir dolandırıcılık hikayesi daha…
Artık hiçbirine şaşırmıyoruz.
Sanki her şey olması gerektiği gibiymiş gibi, omuz silkip geçiyoruz.
Oysa hiçbir toplum, suçun sıradanlaştığı bir noktaya geldiğinde huzurlu sayılmaz.
Biz, bu küçük ülkenin insanları, farkında olmadan umursamazlığa teslim olduk.
O umursamazlık büyüdü, büyüdü ve şimdi koca bir karanlığa dönüştü.
Bir zamanlar güvenle yaşadığımız o güzel sokaklar, artık temkinli adımlarla geçiliyor.
Komşular birbirine eskisi kadar güvenmiyor, çocuklar dışarıda değil ekranların ardında bilgisayarların başına büyüyor.
Ve her geçen gün biraz daha kanıksıyoruz bu çürümenin kokusunu.
Ne oldu bize?
Nasıl oldu da 2 saatte bir ucundan diğerine geçebilen bir ülke, suç ve korkunun merkezi haline geldi?
Ne ara kaybettik birbirimize duyduğumuz güveni, adalete olan inancımızı, vicdanımızı?
Cevap basit ama acı:
Çünkü sustuk.
Çünkü “bana dokunmayan” dedik,
çünkü haksızlığın karşısında “ne fark eder” diyerek bir adım geri durduk.
Ve işte o geri adımlar, birikerek bu ülkenin vicdanını geriye itti.
Bu ülke, birkaç karanlık mafyatik ilişkilerin gölgesine sığacak kadar küçük değil.
Bu ülke, alnının teriyle kazananların, gece gündüz çalışanların, çocuklarının geleceği için hayal kuran insanların ülkesi.
Birilerinin ses yükseltme zamanı hala gelmedi mi? Elbette bu yükseltilen ses siyasetçinin değil, halkın vicdanının sesi olması gerek.
Çünkü değişim, yukarıdan değil; yürekten başlar.
Korkunun, umutsuzluğun, sessizliğin hüküm sürdüğü bu ülke bizim ülkemiz değil.
Biz, yeniden ışığı bulacak kadar güçlü, yeniden doğrulacak kadar inançlıyız.
Ve bu defa kaybedeceğimiz şey yalnızca güvenimiz değil geleceğimiz olur.
