Kıbrıs’ta Mülkiyet, Hukuk ve Vicdanın Çatışması…

Kıbrıs meselesi yarım asrı aşan bir düğüm. Bu düğümün en çetrefilli halkalarından biri de “mülkiyet” meselesi. Terk edilmiş mallar, eşdeğer karşılıklar, tapular, hukuki haklar ve ahlaki sorgulamalar arasında, bugün dahi net bir çizgi çekebilmiş değiliz. Ve bu karmaşa sadece devletlerarası değil; kişilerarası da derin ayrımlara yol açıyor. Bugün bu çelişkilerin merkezine Şener Elcil ismi oturdu.
Rum malını sattı diye Şener Elcil tutuklanabilir mi?
Sorunun özüne inelim. Şener Elcil, Kıbrıs’ın kuzeyinde bir taşınmazın satışına aracılık etmiş ya da bizzat satmış olabilir. Bu taşınmazın bir zamanlar Güney Kıbrıs’ta yaşayan bir Rum’a ait olduğu iddia ediliyor. KKTC yasalarına göre bu işlem tamamen meşru; eşdeğer sistemi kapsamında, göçmen olarak Kıbrıs’ın güneyinden gelen bir Türk, bıraktığı malın karşılığı olarak bu mülkü almış olabilir.
Ancak Kıbrıs Cumhuriyetine göre bu mülkler “terk edilmiş” değil, “gasbedilmiş.” Bu nedenle, bu mülkleri alan, satan ya da yatırım yapan herkes, Rum hukuku açısından suç işlemiş sayılıyor. Bu nedenle Şener Bey Güney’e geçerse hukuken soruşturma hatta tutuklama riskiyle karşı karşıya kalabilir mi? Evet. Daha önce örnekleri var: İngiliz vatandaşı yatırımcılar, arsa satın aldıkları gerekçesiyle Güney mahkemelerinde mahkûm edildiler. Kıbrıslı Türk bir kişi de olsa, Güney’in yetki alanına girerse benzer bir risk doğabilir.
Peki, eşdeğer sistemiyle mal alanlar meşru ama Aykut’un aldığı mülk gasp mı?
Asıl karmaşa burada başlıyor. Şener Bey’in iddiası, eşdeğer karşılığı bir mal aldığı yönünde. Bu, KKTC yasalarıyla korunuyor ve toplumun büyük kesimince makul görülüyor. Fakat bazı kişilerin hiçbir eşdeğer hakkı olmamasına rağmen “beleş” mal aldıkları, sonra da bu malları satarak kar ettikleri öne sürülüyor. Şener Bey’in Aykut’a mal satması, Aykut’un da bu mülkü alarak yatırım yapması üzerinden bir hedef göstermeye dönüşüyor. Peki bu durumda esas suçlu Aykut mu, yoksa ona bu mülkü satanlar mı?
Bu noktada sorulması gereken soru şu: Meşru bir sistemin içindeki gayrimeşru davranışlar nasıl ayıklanmalı? Ve bir başka çelişki daha: Aynı devlet sistemi içinde, bazı kişiler eşdeğer mal alırken masum sayılıyor, ama o malı satın alan yatırımcı ya da şirket sahipleri Güney’de yargılanıyor. Yani biri hem “hak sahibi” hem “gaspçı” olabiliyor mu?
Soru şu aslında..
Kıbrıs’ta hukuk mu geçerli, siyaset mi?
Bu tartışmaların bir diğer katmanı da siyasidir. KC’i KKTC’yi tanımadığı için oradaki hiçbir yasal işlemi geçerli saymaz. KKTC ise uluslararası tanınmadığı için kendi içinde kuralları olsa da bu kurallar sınırın ötesinde bir anlam ifade etmez. Yani burada sadece bir taşınmaz satışı değil, bir devletin tanınıp tanınmaması da satır aralarında yer alır. Bu yüzden mülkiyet meselesi sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasi bir meseledir.
Peki bu durumda kim gaspçı, kim mağdur?
Kıbrıs’ta mülkiyet meselesi siyah-beyaz değildir. Rum’a göre tüm Kuzey gasp edilmiştir. Türk’e göre bırakılan mallar karşılığında alınanlar meşrudur. Ama bunun arasında, bazıları gerçekten hakkı olmadan mal edinmiş, bazıları da hakkıyla aldığı maldan dolayı yargılanmıştır.
Bu çelişkiler içinde Şener Elcil gibi isimlerin yaptığı her hareket hukukla değilse bile, siyaset ve kamu vicdanı tarafından yargılanıyor. Ama asıl sorgulanması gereken, bireylerin değil, bu belirsizlik ortamını besleyen sistemin kendisidir.
