Kirli Bürokratlar, Tertemiz Hükümet Masalı

KKTC’de son dönemde yaşananlar, siyaset tarihine ibretlik bir iletişim stratejisi olarak geçmeye aday. Verilmek istenen mesaj son derece net: “En üst düzey bürokratlar ya tutuklanır ya da görevden alınır; fakat hükümet yerinde durur. Çünkü sorun kişilerde, sistemde ya da siyasi iradede değil.” Başka bir deyişle, bürokratlar kirli ama hükümeti oluşturan siyasi partiler tertemizdir.
Peki, gerçekten böyle bir dünya var mı?
Elbette yok.
Çünkü modern devletlerde, hele hele parlamenter sistemle yönetilen ülkelerde, bürokrasi gökten zembille inmiyor. En üst düzey bürokratlar, hükümetlerin bilgisi, onayı ve çoğu zaman doğrudan tercihiyle göreve geliyor. Atayan siyasi irade ise, ortaya çıkan tablodan da sorumludur. Bugün “çürük” ilan edilen bir bürokrat, dün “güvenilir” bulunarak o koltuğa oturtulmuştur. Bu basit gerçeği görmezden gelerek kamuoyuna masal anlatmanın kimseye faydası yok.
Eğer ortada ciddi iddialar, tutuklamalar ve yargı süreçleri varsa, mesele birkaç “kötü elma”yla geçiştirilemez. Sorulması gereken asıl soru şudur: Bu insanlar nasıl bu noktalara geldi? Kim denetledi, kim görmezden geldi, kim sustu? Daha da önemlisi, kim siyasi sorumluluk aldı?
Ne yazık ki KKTC’de alışık olduğumuz tablo tam da burada devreye giriyor. Bürokrasi feda edilebilir bir kalkan olarak kullanılıyor, siyaset ise kendini bu kalkanın arkasına gizliyor. “Temizlik yapıyoruz” deniliyor ama temizlik sadece vitrinde yapılıyor. Sistem sorgulanmıyor, siyasi kültür masaya yatırılmıyor, sorumluluk zinciri bilinçli olarak koparılıyor.
Oysa demokrasi tam da bunun tersini gerektirir. Demokratik rejimlerde yalnızca hukuki değil, siyasi sorumluluk da vardır. Bir hükümet döneminde bu kadar çok üst düzey bürokratın ya görevden alınması ya da yargı önüne çıkması, o hükümet için alarm zillerinin çalması anlamına gelir. “Bizimle ilgisi yok” demek, sorumluluktan kaçmanın en kestirme yoludur ama aynı zamanda en inandırıcılıktan uzak olanıdır.
Hükümetin yerinde durup, bütün faturanın bürokrasiye kesilmesi; kamuoyunun aklıyla alay etmektir. Çünkü vatandaş çok iyi bilir ki, bürokrasi siyasi iklimden bağımsız değildir. Güçlü siyasi denetim varsa, keyfilik azalır. Şeffaflık varsa, çürüme geç fark edilmez. Ama bunlar yoksa, sonuç kaçınılmazdır.
Bugün KKTC’nin ihtiyacı olan şey, “biz temiziz” söylemi değil; samimi bir yüzleşmedir. Kim hangi kararı aldı, kim kimi atadı, kim hangi uyarıyı dikkate almadı? Bu sorular cevaplanmadan yapılan her açıklama, sadece zaman kazandırır; güveni ise daha da aşındırır.
Özetle: Kirli bürokratlar, tertemiz hükümetler diye bir gerçeklik yoktur. Bu, siyasetin sorumluluktan kaçmak için uydurduğu eski bir masaldır. Ve bu masalların sonu, hiçbir zaman iyi bitmez.
