Koltukların Gölgesinde Kaybolan Devlet Ciddiyeti

Memleket yangın yeri… Siyasi atmosferin dumanı sokakları çoktan doldurdu, kurumlara sinmiş güvensizlik ise her geçen gün daha görünür hâle geliyor. Bir yanda kendi atadıkları bürokratların görevden alınışı, diğer yanda haklarında yürütülen yolsuzluk soruşturmaları… Ve tüm bunlar olurken, en tepedeki isimlerden tek bir söz, tek bir açıklama duymuyoruz.
Oysa devlet yönetimi, böylesi kritik dönemlerde en fazla söze, açıklığa, şeffaflığa ihtiyaç duyar. Hele ki iddialar doğrudan iktidarın atadığı isimlere uzanıyorsa… Toplum, yönetenlerin dudaklarından dökülecek tek bir kelimeyi beklerken; o kelimenin dahi onaydan geçme ihtiyacı, ülkedeki yönetim krizinin en somut fotoğrafına dönüşüyor.
Devlet ciddiyeti, sadece kravatın düzgün bağlanmasıyla, koridorlarda yankılanan resmi adımlarla sağlanmaz. Devlet ciddiyeti, hesap verebilirlikle, açık yüreklilikle, yanlış yapanı ayıklama iradesiyle ortaya çıkar. Bugün bu irade yok. Yerine, koltuklara yapışmış bir ısrarın yarattığı politik bir ağırlık var.
Ve o koltuklar…
Ne hikmetse, herkesin en çok eleştirdiği, ama en az terk etmek istediği yerler.
Bu ülkede koltuğa oturmak kolay; zor olan, vakti geldiğinde kalkabilmektir. Zira kalkmak, bir dönemin sona erdiğini kabul etmek, sorumluluğu üstlenmek, tarihin terazisine çıkmak demektir. Anlaşılan o ki, iktidar sadece gücü paylaşmaktan değil, kendi hatalarıyla yüzleşmekten de korkuyor.
Memleket yanarken, millet nefes alamazken, devletin omurgasını ayakta tutması gerekenler bugün sadece koltuklarını tutuyor. Ve o koltuklar, düşen her kurumun, sarsılan her güvenin ve boşa çıkan her umudun altında biraz daha ağırlaşıyor.
