Müdahalenin Meşruiyeti Olmaz

Seçim atmosferine giren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde demokrasiye dair tartışmalar sandıktan önce başlıyor. Türkiye’den AKP ve MHP’li milletvekillerinin resmi propaganda sürecinin başladığı gün Kıbrıs’a çıkarma yapması, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ev ev dolaşarak sahada görünmesi, salt bir ziyaret değil; doğrudan seçim mühendisliği olarak okunabilir.
Ziyaretin kılıfı hazır: TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) ziyareti. Ancak bu ziyareti gerçekleştiren heyetin aynı zamanda Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a destek verdiği artık gizlenmiyor. Ankara’nın bir kez daha Kıbrıs seçimlerine “tarafsız kalmama” tercihi, seçimlerin meşruiyetine gölge düşürüyor.
Kıbrıs Seçimleri Neden Hep ‘Kritik’?
Kıbrıs’ta her seçim, sadece bir iç mesele değil, aynı zamanda Türkiye’nin dış politikası açısından da bir sınavdır. Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü “çözüm karşıtı” pozisyon, federal çözümü savunan adaylara sistematik baskı olarak yansıyor. Hatırlayalım: 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile yarışan Ersin Tatar, Türkiye’nin doğrudan müdahalesiyle bir anda öne geçirilmişti. UBP kurultayı, Maraş açılımı ve Ankara’dan ardı ardına gelen destek açıklamaları, bu müdahalenin parçalarıydı.
Bugün yaşanan da o senaryonun bir tekrarından ibaret.
O gün buna gereken tepki verilseydi belki bugün bu müdahale daha etkisiz ve işlevsiz olacaktı.
“Beka” Siyaseti ve Seçmen Baskısı
Türkiye siyasetinde çokça kullanılan “beka” söylemi, şimdi Kıbrıs’ta dolaşıma sokulmuş durumda. Seçim, yine güvenlik ekseninde tanımlanıyor. Sanki çözüm isteyen her aday, Kıbrıs Türklerini tehlikeye atacakmış gibi bir atmosfer yaratılıyor. Oysa asıl tehlike, halkın kendi iradesiyle seçim yapma hakkının sistematik olarak gasp edilmesidir.
Süleyman Soylu’nun Kıbrıs’ta ev ziyaretleri yapması sadece bir “dost ziyareti” değil, seçmene gözdağıdır. Türkiye’den gelen her heyet, elinde bir “destek listesi” taşıyor gibi davranıyor. Kime oy verileceği değil, kime oy verilmesi gerektiği anlatılıyor.
Kıbrıs Türk Halkı Kendi Yolunu Çizmelidir.
Kıbrıs Türk halkı, defalarca sandıkta kendi iradesini ortaya koydu. 2004 Annan Planı’nda “evet” diyen, barışa şans tanımak isteyen bir halktan bahsediyoruz. Ancak o günden bu yana Türkiye’den gelen müdahaleler, Kıbrıslı Türklerin otonom yapısını her seferinde biraz daha zayıflattı.
Bu müdahaleler, sadece siyasi tercihleri değil, demokrasinin kendisini hedef alıyor.
Türkiye, Kıbrıs’a tarihsel bağlarla bağlı olabilir. Ancak bu bağlar, halkın iradesi üzerinde tahakküm kurmak için değil, onu desteklemek için var olmalıdır. Demokrasi, dışarıdan dayatmalarla değil, içeriden gelen özgür tercihlerle şekillenir.
Kıbrıs’ta sandığın başına gidecek olanlar, sadece bir aday seçmiyor; aynı zamanda kendi iradelerine sahip çıkıp çıkmayacaklarına karar veriyorlar.
Ve unutulmamalı: Müdahale, nereden gelirse gelsin, müdahaledir. Meşruiyeti yoktur.
