Muhalefet Konfor Alanını Bırakmıyor.

Siyasette muhalefetin rolü, yalnızca eleştirmek değil; aynı zamanda dengelemek, denetlemek ve gerektiğinde sistemi kilitleyerek yanlışların önüne geçmektir. Ancak bu rolün nasıl ve hangi araçlarla yerine getirileceği her zaman tartışma konusu olmuştur. Son günlerde dile getirilen “Mecliste kalarak iktidara takoz oluyoruz” yaklaşımı da bu tartışmanın yeni bir halkası olarak karşımıza çıkıyor.
Bu düşünce ilk bakışta muhalefetin varlık sebebine uygun gibi görünebilir. Ne var ki, pratikte ortaya çıkan tabloya bakıldığında bu iddianın ne ölçüde gerçekçi olduğu sorgulanmalıdır. Çünkü eğer bir muhalefet gerçekten “takoz” görevi görüyorsa, bunun somut sonuçlarının olması gerekir. Yani iktidarın yapmak isteyip de yapamadığı, muhalefet tarafından engellenmiş açık politikalar, yasalar ve veya uygulamalar görülmelidir.
Oysa mevcut durumda şu soruyu sormak kaçınılmazdır: Bugüne kadar Meclis’te bulunarak muhalefetin gerçekten engelleyebildiği ne olmuştur? İktidarın geçirmek isteyip de geçiremediği hangi düzenleme vardır? Eğer bu sorulara net ve güçlü yanıtlar verilemiyorsa, “takoz olma” iddiası daha çok bir temenni ya da siyasi söylem olarak kalmaktadır.
Dahası, meşruiyet tartışması bu noktada daha da önem kazanmaktadır. Temsil gücü sorgulanan, halkın iradesini tam anlamıyla yansıtmadığı düşünülen bir iktidarın karşısında muhalefetin Meclis’te kalma tercihi, istemeden de olsa bu yapıya bir tür meşruiyet kazandırma riskini beraberinde getirir. Siyasette var olmak ile bir sistemi onaylamak arasındaki çizgi çoğu zaman sanıldığından daha incedir.
Öte yandan, yargının rolü de bu tartışmada ayrı bir yerde durmaktadır. İktidarın bazı adımlarının yargıdan dönmesi ya da dönme ihtimali, çoğu zaman muhalefetin Meclis içindeki mücadelesinin bir sonucu olarak sunulsa da, gerçekte bu durum yargının bağımsız takdir yetkisiyle ilgilidir. Hukuk devletinde nihai denetim merciinin yargı olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, yargısal süreçleri muhalefetin siyasi başarısı gibi göstermek, gerçekliği zorlayan bir yaklaşım olur.
Sonuç olarak, muhalefetin Meclis’te kalmasının anlamı ve etkisi yeniden düşünülmelidir. Sadece var olmak, her zaman etkili olmak anlamına gelmez. Eğer amaç gerçekten iktidarı dengelemek ve yanlış politikaları durdurmaksa, bunun somut ve görünür sonuçlarının olması gerekir. Aksi takdirde, iyi niyetle sürdürülen bir siyasi strateji, farkında olmadan karşı durulan yapının güçlenmesine hizmet edebilir.
Siyaset, yalnızca niyetlerle değil, sonuçlarla ölçülür. Ve bugün gelinen noktada, muhalefetin kendi yöntemlerini sorgulaması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
