Nepal’den Alınması Gereken Dersler Olmalı…

Yakın tarihte Nepal’de yaşananlar, yalnızca bir ülkenin siyasi krizini değil; otoriter yönetimlerin kaçınılmaz sonunu da gözler önüne seriyor. Bu sürecin iki temel nedeni vardı ki, her ikisi de dünya genelinde otoriter rejimlerin ortak çıkmazlarına işaret ediyor.
İlki, iktidar sahiplerinin ve onlara yakın çevrelerin lüks ve refah içinde yaşarken, geniş halk kesimlerinin yoksulluk ve çaresizlikle baş başa bırakılmasıydı. Ekonomik eşitsizlik, sadece maddi bir sorun değil; aynı zamanda toplumsal huzursuzluğun ve sistem karşıtı tepkilerin temel kaynağıdır. Halk, kendi emeğinin karşılığını alamazken, yönetici elitin gösterişli yaşamı adaletsizliğin en çıplak halidir.
İkinci önemli neden ise özgürlüklerin sistematik biçimde kısıtlanmasıydı. Sosyal medyanın kapatılması, muhalif seslerin susturulması, basının baskı altına alınması gibi uygulamalar, halkın sesini duyurabileceği tüm kanalları kapattı. Oysa özgürlük, yalnızca bireysel bir hak değil; aynı zamanda toplumsal barışın sigortasıdır. Sosyal medya, modern dünyada halkın hem haber alma hem de tepkisini dile getirme aracıdır. Bu araçları yok saymak, halkın sesini kısmakla eşdeğerdir ve uzun vadede büyük patlamalara zemin hazırlar.
Nepal örneği, yalnızca bölgesel bir trajedi değil; bugün benzer eğilimler gösteren tüm iktidarlar için bir uyarıdır. İktidarlar, halktan kopuk bir lüks içinde yaşamayı, eleştiriye kapalı kalmayı ve özgürlükleri bastırmayı bir yönetim biçimi olarak benimsediklerinde, sistem kaçınılmaz biçimde kendi meşruiyetini yitirir. Ve meşruiyetini kaybeden her yapı, eninde sonunda halkın karşısında yıkılır.
Bugün dünyada pek çok yönetim, aynı hataları tekrarlama eğiliminde. Ancak unutmamak gerekir ki; halkın sesi susturulamaz, özgürlük bastırılamaz, adalet ertelenemez. Nepal’in yaşadıkları bir sonuçtur ama o sonucun arkasında görmezden gelinen halkın, bastırılan sesin ve gasp edilen umudun hikâyesi vardır.
Ve bu hikâye, hâlâ yazılmaya devam ediyor.
