Ortak Vicdan Siyaseti

Siyasetin dili uzun zamandır sert, dışlayıcı ve yorucu. Toplumun bir kısmını “biz”, diğer bir kısmını “onlar” olarak kodlayan bu yaklaşım, aslında hepimizin paylaştığı ortak geleceği zedeliyor. Oysa bugün ihtiyacımız olan şey; etnik ya da milli kimlikler üzerinden şekillenen ayrışmalar değil, insanı ve yaşamı merkeze alan bir ortak vicdan siyaseti.
Çünkü bu ülkeyi, bu toplumu, bu küçük ama bir o kadar zengin adayı selamete çıkaracak olan; insandan, çevreden, barıştan, adaletten ve özgürlüklerden yana olan herkesin bir arada durabilmesidir. Ayrı düşünenlerin değil, benzer değerlerde buluşabilenlerin ittifakıdır gerçek dönüşümü yaratacak olan.
Bugün dünyanın neresine bakarsak bakalım, siyaset artık dar kimlik kalıplarına sıkışmış durumda. Oysa insanın ihtiyacı çok daha sade ve çok daha anlamlı: Onuru korunmuş bir yaşam, temiz bir çevre, çatışmasız bir toplum düzeni, adaletin gerçekten herkese eşit dağıldığı bir hukuk sistemi ve özgürlüklerin kâğıt üzerinde değil hayatın içinde hissedildiği bir düzen.
Bu toprakların gerçek zenginliği; farklı kimliklerde doğmuş insanların, ortak bir iyilik fikrinde buluşabilme kapasitesidir. İşte bu yüzden, geleceği kuracak olanlar; sloganların değil, değerlerin siyasetini yapanlar olacak. İnsan hayatını her şeyin üstünde tutanlar… Çevreyi ranta değil, gelecek nesillere emanet sayanlar… Barışın bir lütuf değil, en doğal hak olduğunu savunanlar… Adaletin terazisini güçlünün değil, haklının lehine dengeleyenler… Ve özgürlüğü, toplumun her bireyine eşit bir nefes payı olarak görenler…
Kısacası, bu adayı yarınlara taşıyacak olan; kökenden, inançtan, dilden ve kimlikten bağımsız; ortak değerlerde birleşebilenlerin cesaretidir. Çünkü birlikte yaşamanın asıl adı tam da budur: Ayrışmanın değil, ortak vicdanın siyaseti.
Belki de artık en zor soruyu birbirimize sormamızın vakti geldi:
Gerçekten neyin tarafındayız? Kimliklerin mi, yoksa insanlığın mı?
