Derviş Doğan

Özgürlüğün Çığlığı…

İçinden geçtiğimiz dönem, yalnızca ekonomik veya siyasi krizlerin bir yansıması değil; çok daha derinlerde, insanlığın varoluşsal bir sınavıyla yüzleştiği, çok katmanlı bir dönüşüm süreci. Bu süreci hem küresel ölçekte, hem de bireyin iç dünyasında hissediyoruz. Bir yanda giderek artan bireysel zenginlik arayışı; öte yanda, sistematik olarak daraltılan toplumsal özgürlük alanları. Ve biz, bu iki olgunun birbiriyle çatıştığı gerçeğini henüz tüm açıklığıyla kavrayabilmiş değiliz.

 

Kapitalizm, bireyi merkeze koyarak onu sürekli üretmeye, tüketmeye ve bu döngüde kendini gerçekleştirmeye teşvik etti. Ancak bu bireyselleşme süreci, uzun vadede toplumsal bağların zayıflamasına, ortak değerlerin aşınmasına ve kamusal bilincin gerilemesine yol açtı. Günümüzde artık insanlar daha çok “kendi konforları” ve “kendi başarıları” üzerinden varlık göstermeye çalışıyor. Ne var ki, toplumsal özgürlüğün yok sayıldığı, hukukun askıya alındığı, ifade özgürlüğünün bastırıldığı bir düzende, bireysel zenginliğin de yalnızca geçici bir yanılsama olduğunu görmek zorundayız.

 

Çünkü özgürlüğün olmadığı yerde zenginlik, yalnızca bir avuç insanın elinde toplanan, kırılgan bir güçtür. Ve o güç, bir gün bir başkasının iki dudağı arasında eriyip gidebilir. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Ekonomik refah, özgürlükten yoksun bir toplumda, birikim değil tehdittir. Zenginlik, güvenli liman olmaktan çıkar; çünkü sistem, o zenginliği herhangi bir gerekçeyle elinizden alabilecek kadar hoyrattır.

 

Bu noktada şu soruyu sormak zorundayız: Ne için çabalıyoruz? Yalnızca kendi evimizi, arabamızı, geleceğimizi garanti altına almak için mi? Peki ya o geleceğin içinde, konuşamadığımız, yazamadığımız, düşünemediğimiz bir hayat varsa? O zaman o zenginlik kime yarar?

 

Bireysel başarı, ancak toplumsal özgürlükle anlam kazanır. Özgürlüğün olmadığı yerde başarı yalnızca bir istatistik, bir vitrindir. Ve bugün dünyada, birçok ülkede, ki ülkemiz de bu noktada istisna değil, bu vitrinlerin ardındaki çürüme artık saklanamaz hale geliyor.

 

Bu yüzden belki de artık yeni bir bilinçle düşünmeye başlamalıyız. Bireysel kazançlarımızın değil, ortak kayıplarımızın muhasebesini yapmalıyız. Çünkü özgürlük, hepimizindir, ya da hiç kimsenin değildir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu