Derviş Doğan

Siyasetin Sosyolojisi Üzerine Bir Not…

Gerçekten zor bir duyguyla birlikte yaşıyoruz: Aynı olayları görüyor, aynı iddiaları duyuyor, aynı şaibeleri konuşuyoruz ama sonuç değişmiyor. Daha da zor olanı şu; bir sonraki seçimde de bu tabloyu değiştirmeyecek büyük bir seçmen kitlesinin varlığını bilerek yaşamak.

KKTC siyasetinde özellikle UBP ve hükümet ortakları etrafında dönen tartışmalar, yalnızca bireysel isimleri değil, artık bütün bir siyasi kültürü sorgulatır hale geldi. Başbakandan bakanlara, milletvekillerinden bürokrasiye kadar uzanan bir hat üzerinde sürekli “şaibe” kelimesinin dolaşması tesadüf değil. Kıbrıs Türk siyaseti belki de hiç bu kadar ağır bir güven krizinin içine düşmemişti.

Ama asıl üzerinde durulması gereken mesele şu: Bunca iddiaya, bunca tartışmaya rağmen bu yapı nasıl hâlâ bu kadar güçlü kalabiliyor? Nasıl oluyor da bu kadar farklı eleştirinin hedefindeki isimler ve kadrolar, tek bir siyasi çatı altında birleşebiliyor? Ve daha önemlisi, toplumun hatırı sayılır bir kısmı bunu neden sorun olarak görmüyor?

Bu noktada mesele artık yalnızca siyaset değil, sosyoloji ve psikoloji meselesidir. Alışkanlıklar, aidiyet duygusu, korkular, “istikrar” söylemi, devletle kurulan bireysel ilişkiler, hatta “bizden olan” refleksi… Tüm bunlar, seçmenin rasyonel değerlendirme yapmasının önüne geçen güçlü faktörlerdir. İnsanlar bazen kötü bildiğini, belirsiz olana tercih eder. Bazen de eleştirdiği yapıya oy vererek aslında kendini güvende hissettiği düzeni korur.

Bir diğer gerçek ise muhalefetin zayıflığıdır. Alternatif üretmeyen, umut vermeyen, halkla duygusal bağ kuramayan muhalefet, iktidarın en büyük sigortasıdır. Seçmen, mevcut düzenden memnun olmasa bile “daha iyisi gelmeyecekse” bildiğini seçer.

Bugün geldiğimiz noktada şunu açıkça söylemek gerekiyor: Bu tablo tesadüf değil. Yıllar içinde inşa edilmiş bir siyasi kültürün, normalleşmiş bir kirliliğin sonucudur. Asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü bir toplum, sorgulamayı bıraktığında; şaibeyi olağan, tartışmayı gereksiz, değişimi riskli gördüğünde çürüme derinleşir.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Sorun yalnızca yönetenlerde mi, yoksa bu düzeni her seferinde yeniden üreten toplumsal kabullerde mi?

Bu soru, gerçekten bilimsel olarak araştırılmayı hak ediyor. Çünkü cevap, sadece siyasetin değil, geleceğin de anahtarı olabilir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu