Suç İklimi Hazırlayan Hükümet.

Bir ülkede hukuk devleti ilkesinin işlerliğini sorgulamak zorunda kalmak, aslında o ülkenin temel dengelerinin ne denli zedelendiğinin göstergesidir. Bugün içinde bulunduğumuz tablo tam da budur. Yasalarla başı dertte olan bir hükümet tarafından yönetiliyoruz. Ve bu durum artık sadece bir iddia olmaktan çıkıp, neredeyse kamu vicdanında yer etmiş bir kanaat haline geldi.
Daha geçtiğimiz yıl, bazı bireyler hakkında “kamu düzenini bozmak”, “yönetsel işleyişi tehdit etmek”, “genel ahlaka aykırı davranmak” gibi gerekçelerle yasaklı göçmen kararları alınmıştı. Devletin resmi kurumları tarafından, hem topluma hem devlete karşı tehdit olarak görülmüş bu insanlar. Üstelik, “devlete karşı entrika çevirmek” gibi oldukça ciddi ve soyut gerekçelerle…
Ancak bugün yayımlanan Resmî Gazete’de görüyoruz ki, o günkü bu ağır iddialar bir kenara bırakılmış; ilgili kişilere yönelik ihraç emirleri sessiz sedasız iptal edilmiş. Ne değişti? Kamu düzeni artık tehdit altında değil mi? Devletin “gücü ve yetkisi” bir yıl içinde bu kadar mı sağlamlaştı da tehdit ortadan kalktı? Yoksa tüm bu iddialar, o günün siyasi konjonktürüne hizmet etmek için üretilmiş bir aparat mıydı?
Burada sorgulanması gereken sadece alınan kararlar değil, o kararların hangi zemine dayanarak verildiği ve hangi zemine dayanarak geri çekildiğidir. Eğer bir yıl önce bu insanlar gerçekten “tehdit” idiyse, şimdi tehdit olmaktan nasıl çıkarıldılar? Yok eğer hiçbir zaman bir tehdit değillerdi de, idari tasarruflar başka saiklerle mi yürütüldü? Her iki senaryo da hukuk devleti açısından son derece sakıncalıdır.
Bu durum sadece idari bir tutarsızlık değil, aynı zamanda hukukun araçsallaştırılmasının somut bir örneğidir. Bugün ülkede yasa koyucuların büyük bir kısmı hakkında “dokunulmazlıkları kaldırıldığında yargılanacaklar” yorumları yapılırken, devletin en temel kurumları dahi keyfî kararlar alıp, yine keyfî şekilde geri çekebiliyorsa; ortada ciddi bir meşruiyet sorunu var demektir.
Devleti yönettiğini sananlar, aslında hukukun önünde nasıl durduklarını değil, ne kadar kaçtıklarını gösteriyorlar. Oysa hukuk, günü kurtarmak için değil, geleceği güvence altına almak için vardır. Keyfiyetin egemen olduğu bir yerde, hiçbir yurttaş güvende değildir.
