Derviş Doğan

Yolsuzluğun Kılıfı Olmaz

Siyasette savunma refleksi diye bir şey vardır. Ama bizdeki artık savunma değil, açık bir meşrulaştırma çabası. Bugün hükümetin neredeyse tüm temsilcileri, her yolsuzluk iddiası, her liyakatsiz atama, her kamu kaynağının hoyratça kullanımı gündeme geldiğinde aynı cümleye sarılıyor: “CTP de zamanında şunu yapmıştı.”

Bu cümle, sadece bir siyasi karşılık değil; aynı zamanda bir ahlaki çöküşün itirafıdır.

Bir başkasının hatası, sizi doğru yapmaz. Geçmişte yapılan yanlışlar, bugünün yolsuzluklarına ruhsat vermez. Ama ne yazık ki iktidar, bu basit gerçeği ya anlamıyor ya da anlamak işine gelmiyor. Çünkü hatırlamak istemedikleri şey şu: Halk onları, geçmişi tekrar etsinler diye değil, daha iyisini yapsınlar diye seçti.

Ortada garip bir denklem kurulmuş durumda. Sanki CTP’nin yaptığı her hata, bugünkü yönetime sınırsız bir yolsuzluk kredisi tanıyor. Sanki “onlar da yaptı” demek, “biz de yapabiliriz” anlamına geliyor. Bu, siyasetin geldiği noktanın ne kadar ürkütücü olduğunun açık göstergesi.

Daha da vahimi, bu savunmalar yapılırken en ufak bir mahcubiyetin bile hissedilmemesi. Kamuoyunun gözünün içine baka baka, utanmadan, sıkılmadan… Çünkü belli ki artık rezil olmak bir sorun değil. Asıl önemli olan, iktidar olanaklarını elde tutmak ve o olanaklardan azami rant devşirmek.

Liyakat mi? O artık bir süredir lüks. Kurumlar ehil ellere mi emanet ediliyor? Kimsenin umurunda değil. Önemli olan sadakat. Önemli olan “bizden” olmak. Devlet, bir avuç insanın kişisel çıkarları için kullanılan bir araç haline geldiğinde, yolsuzluk da kaçınılmaz olarak normalleşiyor.

Ve evet, ne tuhaf bir dönemde yaşıyoruz. Siyasetin, yolsuzluğu olağanlaştırdığı; hatta savunur hale geldiği bir dönem bu. Eskiden skandal sayılan şeyler bugün rutin haberler. Eskiden istifa sebebi olan uygulamalar, bugün basın açıklamalarıyla geçiştiriliyor. Toplumun tepkisi ise yorgunlukla karışık bir kabullenişe dönüşüyor.

Ama asıl tehlike burada. Yolsuzluk sadece para meselesi değildir. Yolsuzluk, adalet duygusunu çürütür. Umudu tüketir. “Dürüst olmanın bir anlamı yok” fikrini yayar. Ve bir toplumu içten içe çökerten de tam olarak budur.

Bugün yapılması gereken şey, geçmişin hatalarını kalkan yapmak değil; o hatalardan ders alıp daha iyisini yapmaktır. Aksi halde bu kısır döngü devam edecek ve her gelen, bir öncekini bahane ederek daha fazlasını yapacaktır.

Soru basit ama ağır:

Bu gidişata gerçekten razı mıyız, yoksa “onlar da yapmıştı” siyasetine bir noktada dur diyecek miyiz?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu