Hasan Hastürer
Amerika’nın Güney Amerika’daki son sabıka halkssı VENEZUELA

ABD’nin Venezuela lideri Maduro ile eşini kaçırmasını duyduğum zaman, bu yaşıma kadar tanışmadığım, şok ötesi bir duyguya kapıldım.
Hukukun ana görevlerinden biri güçlüye karşı, güçsüz olanı korumak, güçlü olanın saldırganlığına dur demektir.
Hangi nedenle olursa olsun, hukuk, güçlü olanlardan biri tarafından param parça edilirse, orada hukukun üstünlüğünden söz edilemez.
***
Birleşmiş Milletler (BM), II. Dünya Savaşı’nın ardından uluslararası BARIŞ VE GÜVENLİĞİ sağlamak amacıyla 51 kurucu ülke tarafından 24 Ekim 1945 tarihinde resmen kurulmuştur. Antlaşması 26 Haziran 1945’te San Francisco’da imzalanmış, Ekim ayında yürürlüğe girmiştir.
Barış ve güvenliği, sağlamak devamında koruma altına alarak geliştirmek.
***
Venezeula’nın hukuk ve demokrasi kalitesi… Yönetim boşluklarının doldurulmasının sonuçlarının kaygı verici olması…
Olumsuzlukları artırmak mümkün.
Ancak hiçbir neden BM üyesi bir ülkenin devlet başkanını, eşiyle birlikte askeri bir operasyonla, bir başka ülke tarafından kaçırılmasını haklı gösteremez.
Hiçbir hukuki yaklaşım ya da yorum, ABD’nin yönelik operasyonunu hoş görü ile karşılamaya izin vermez.
Aslında ABD Başkanı Trump da, anayasal tüm kurumları devre dışı bırakarak, gerçekleştirdiği eylemin örnek olamayacağını biliyor.
Bildiği için de, tüm olumsuz nitelemeleri hak eden operasyon sonrası, ‘Böyle bir operasyonu bir başka ülke yapamaz’ dedi.
***
ABD’nin Venezuela operasyonu sonrası barış ve güvenlik amaçlı hiç anlaşmanın güvenilirliği kalmadı.
Aslında bölgemizin ‘Küçük ABD’si İsrail de’ benzer davranış içinde değil mi?
Kendince gerekçelerle komşu ülkeleri saldırıyor… Öteki ülkeler de sadece protesto edip, soykırımlara, uluslararası hukukun yerle bir edilmesine sessiz tanıklık yapıyor.
***
ABD’nin Venezuela lideri Maduro ile eşini kaçırması, Amerika’nın Latin Amerika ülkelerine ilk müdahalesi değil. Kendi çıkarları ile uyumlu görmediği iktidarları devirme konusunda ABD’nin dosyası kabarıktır.
2. Dünya Savaşı sonrası ‘Soğuk Savaş’ döneminde Amerikan Merkezî İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından desteklenen darbelerle, demokratik bir şekilde iktidara gelmiş, sol eğilimli ya da ABD’ye eleştirel bakan iktidarlar devrildi.
Buna en çarpıcı örneklerden biri, Şili Devlet Başkanı Salvador Allende’nin, 1973 yılında ABD desteğini arkasına alan General Augusto Pinochet’nin darbesi ile iktidarını kaybetmesidir.
Tam üç yıl sonra bu kez CİA Arjantin’de görevdeydi. 1976’da da yandaş askerlere destek vererek, ülkenin meşru yönetiminin darbeyle iktidardan uzaklaştırılmasına neden oldu.
ABD, 1970’ler ve 1980’lerde Condor Planı olarak adlandırılan operasyonlarla; Şili, Arjantin, Uruguay, Paraguay, Bolivya ve Brezilya gibi ülkelerde, askerî rejimlerle eşgüdüm içinde, işkenceler, kovuşturmalar ve siyasi suikastlara, ortak imza attı. Özellikle sol görüşlüler, sendikacılar ve entelektüeller bu dönemin en büyük mağdur ve kurbanları olarak tarihe geçti.
2/2
3 Ocak 1990’da da, sıra Panama’daydı. Panama Devlet Başkanı Manuel Antonio Noriega, 1989’da Panama’ya saldıran ABD güçlerine teslim olmuştu. 1992’de ABD tarafından yargılanan Noriega, uyuşturucu ticaretinden suçlu bulunmuş ve 2017’de ölene dek cezaevinde kaldı..
***
ABD’nin Latin Amerika sicili, tekil hataların ya da “Soğuk Savaş şartlarının” açıklayamayacağı kadar kabarıktır. Bu sicil, bir refleksin, bir alışkanlığın, hatta bir zihniyetin ürünüdür. Latin Amerika, uzun yıllar boyunca Washington’un arka bahçesi olarak görüldü; halkların iradesi ise bu bahçede kolayca ezilip geçilebilecek bir ayrıntı sayıldı. O yüzden bugün yaşananlar ne şaşırtıcıdır ne de istisna. Sadece geçmişin devamıdır.
Trump’ın liderliğinde Amerika’nın göstere göstere, dünyaya meydan okuyarak Venezüella’da yaptığı bölgesel bir tehdit değildir.
****
Hukuk, zayıfın güçlüye karşı sığınağıdır.
Bir anlamda güçlü olanın hukuka ihtiyacı yoktur, çünkü gücü vardır. İşte tam da bu yüzden hukuk, güçlü için değil, güçsüz için vardır.
Ama güçlü olan, hukuku kendi çıkarına göre eğip bükmeye başladığında, hukuk, adalet terazisi kırılır. Terazisi kırılmış bir adalet, sadece bugünü değil, yarını da karartır. Çünkü hukuksuzluk bulaşıcıdır; birine tanınan keyfilik, zamanla herkes için tehdit hâline gelir.



