Avrupa Parlamentosu’na anıt meselesi, daha daha konuşulsun…

Detayı hiç önemli değil.
Yazımı yazmadan, konunun kronolojik geçmişine bir göz atmak da istemedim.
Neden?
Konu çok basit.
Basit olduğu için de çok kolay anlaşılırdır.
Avrupa Parlamentosu’nun Strasbourg’taki binasına, “1974’te hayatını kaybeden Kıbrıslı Rum Kurbanlar anıtı” yapılması için ilk adım kaynak yaratma yönünde atıldı.
Doğal olarak aklı başında herkesin, Kıbrıslı Türk olsun olmasın, tepki koyması gerekiyordu.
Bu tepki Kıbrıs Türk Toplumunun tüm düşünce gruplarından, tüm siyasi partilerinden geldi.
***
Peşinen belirteyim.
Avrupa Parlamentosu’na anıt meselesinin daha daha konuşulmasını istiyorum.
“1974’te hayatını kaybeden Kıbrıslı Rum Kurbanlar anıtı” fikri kimden geldiyse, bulup tebrik edeceğim.
Neden?
Bu konu bahane olacak ve öncelikle Avrupa Parlamentosu’nun 720 üyesi için yaygın olan, Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs’ın en azından son altmış yılına dönük bilgi noksanlığı bir miktar giderilecek.
Avrupa Parlamentosunun üyeleri, üye ülkelerden biri olan Kıbrıs’la ilgili bilgi noksanı mı?
Yüzde yüz bilgi noksanıdır.
Kıbrıslı Türklerin olması gereken iki sandalyeyi da işgal ederek orada bulunan Kıbrıslı Rum 6 üyenin Kıbrıs gerçeklerini bilmemesi olası değil. Ancak ifadeyle tamamlanmayan gerçeği bilmenin bir anlamı yoktur.
Kıbrıslı Rum üyeler, nalıncı keseri gibi her türlü gelişmeyi kendi çıkarlarına göre yontarak, kazanım elde etmeye çalışırlar.
Mesela Avrupa Parlamentosu kürsüsüne bir Rum vekil çıkıp, cesaretini toplayarak şunları söylese, alnından öperim.
“Kıbrıs sorunu 20 Temmuz 1974’te başlamadı.
Ufak çaplı gerilimi bahane ederek EOKA, Türk köy ve mahallerine saldırdı. 103 köydeki Kıbrıslı Türkler evlerini yerlerine terk edip, göç etmek zorunda kaldı. Terk ettikleri evlerini geri dönme şansını önlemek için yaktık, yıktık.
21 Aralık 1963 ve sonrasında çok sayıda Kıbrıslı Türkü öldürdük. Yine çok sayıda Kıbrıslı Türkleri, yollardan toplayıp, yok ettik. Nereye gömüldükleri bilinmediği için, hala bulunamayan Kıbrıslı Türk kayıplar vardır.
Kıbrıslı Türkler ille de Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini vazgeçmeden istiyorsa, bunun esas nedeni, Kıbrıslı Rumların orantısız güç sahibi olduğu dönemde kendilere yaptıklarıdır. Biz Kıbrıslı Rumlar, Türkiye’den korkarken, Kıbrıslı Türklerin, 1974’e kadar Kıbrıslı Rumlardan korkmasının, güvenmemesinin nedeni bizim, Kıbrıslı Rumların saldırganlığımızdır.
Başımıza ne geldiyse adayı Yunanistan’a bağlamayı anlatan ENOSİS’ten geldi. Elimizle yaptık, boynumuzla çekiyoruz.”
***
720 AP üyesinin ezici çoğunluğu Kıbrıs sorununun 20 Temmuz 1974’te başladığını sanır.
720 AP üyesinin ezici çoğunluğu, dünyanın bölünmüş tek başkenti olarak takdim edilen Lefkoşa’nın 1958’de İngiliz Sömürge döneminde kısmen, 21 Aralık 1963 sonrası ise kalıcı olarak bölündüğünü, Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimini işgal eden Rumların, 1963- 1974 arası11 sene, “Başkentimiz bölünmüştür” diyerek itiraz etmediğini bilmiyor.
Bu anıt konusu kalabildiğince gündemde kalsın, hem seçilmişlerimiz hem de başta KKTC Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği yetkilileri, Avrupa Parlamentosuna gidip, şehit ve kayıplarımızın bilgilerle birlikte albümlerini taktim etsin.
Sadece Kayıp Şahıslar Komitesinin Kıbrıslı Türk ve Rum üyeleri dinlense, Rumların tek yanlı propagandaları çöker.
Peki bu durumda ne yapılabilir?
Bu sorunun, kendi bakış açım ve değerlendirmelerimle yanıtı yarınki yazımda vereceğim…



