“Babam Manyera’dan, Kıbrıs ve insan sevgisini öğrendik…”

“Hayata hep güzel bakmaya çalıştım. Çok beklentim hiç olmadı ama hayatın bana, yüreğimin temizliği gibi baktığından emin değilim. İki evladımı, eşimi kaybettim. Gözyaşlarım çoğunlukla içime akar. Kontrol edemediğim zaman gözyaşlarımı tutamam. Hayat böyle bir şey…”
Bu sözlerin sahibi Tülin Gürsoy Manyera…
Anayasal kimliğiyle üç yıl yaşayabilen, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde üç Kıbrıslı Türk bakandan biri olan rahmetli Sağlık Bakanı Niyazi Manyera’nın dört çocuğundan üç numaralısı.
Babası tıp öğrenimi nedeniyle İstanbul’dayken 1937 yılında dünyaya gelip iki yıl orada yaşamış.
Uzun bir süredir sosyal iletişimimiz var.
Karşılıklı saygı sevgimizle, sohbetlerimiz oldukça samimidir.
Hayatla hesaplaşmasını yaparken, genelde gözyaşlarıyla ıslatarak benle paylaşır.
Yaşıyla barışık. 89 yaşında ama acılara direnirken toplumsal konulara duyarlı.
Olumsuzlukları Kıbrıs Türk Halkına yakıştırmıyor… Öfkesini de tepkisini hanımefendiliğini yitirmeden ortaya koyuyor…
İşte sohbetimiz…

H.Hastürer: Çocukluğunu anlat deseler Tülin Hanım neler hatırlar?
T.G. Manyera: Babam Tıp Tahsilini İstanbul’da sürdürdüğü için annem beni İstanbul’da dünyaya getirdi. İki yaşıma kadar İstanbul’daydım. Kıbrıs’a döndükten sonra Mağusa’da yaşamaya devam ettik. Yedi yaşına kadar Mağusa da yaşadım. Larnaka yolundaydı evimiz. Mahalle çocuklarıyla oynarken, çocukluk ruhumla çok mutlu olduğumu hatırlarım.
H.Hastürer: Nasıl bir aile yapınız vardı?
T.G. Manyera: Babam, doktorluğuyla kendini farklı bir toplumsal statüye koymazdı. Evimizde huzur vardı. Çok güzeldi hayatımız. Bağırmayı boş verin, yüksek sesle konuşma bile yoktu. Babam aile reisiydi. Komşularıyla iyi komşuluk ilişkileri olan annem Şefika Hanım, çok iyi anneydi. Babam erkek egemen bir anlayışta değildi, anneme sevgisini görürdük.
Bir ekleme yapayım… Babam Manyera’dan öncelikle, Kıbrıs ve insan sevgisini öğrendik. Bir de doğruya doğru, yanlışa yanlış demeyi.
H. Hastürer: Babanız, anneniz nereliydi?
T.G. Manyera: Babam Ziyamet, annem ise Lefkoşalıydı.
H. Hastürer: Babanızın yabancılarla teması nasıldı?
T.G. Manyera: Babam çok iyi ve çok sevilen bir doktordu. Mağusa’nın herhalde en önde gelen ismiydi. Çocuktum ama çok iyi hatırlarım. İngiliz Vali, İngiliz Polis Komutanı dahil çok sayda yabancı evimizde yemekli misafir olurdu.
Bir haftalık süre içinde, en çok iki gün evde ailece baş başa yemek yerdik.
Daha sonraki, yabancı misafir ağırlamayı o zamandan alıştım, dersem yanlış olmaz.

H. Hastürer: Sanırım, Kıbrıs’ta ilkokula gitmediniz?
T.G.Manyera: Gitmedim. Yedi yaşında, İstanbul’da Saint Joseph Fransız okuluna yatılı gittim. O yatılı yıllarım benim kişiliğimin şekillenmesinde çok önemli rol oynadı. Annem babamdan ayrıydım. Ablam Yüksel, Dr. Ali Bey’in kızı Ülkü ve Lurucina Muhtarı Ali Bey’in kızı Beyhan da o dönem Saint Joseph’ deydi
H.Hastürer: 1940’lı yılların ikinci yarısında Kıbrıs’ta dört kız çocuğu İstanbul’da yatılı okuyor. Çok ilginç. Saint Joseph’i tamamlayıp Kıbrıs’a dönüşünüz, 1950’li yılların ortaları.. O zamanda genç bir Kıbrıslı Türk Kızı ne kadar özgürdü?
T.G. Manyera: Ben özgürdüm. Ancak bu özgürlük kontrolsüz bir özgürlük değildi. Babam bize iyi bir disiplin vermişti. Nerede duracağımızı bilirdik. Tabii benim İstanbul’da yatılı okumamın verdiği avantajlar da vardı.
Hem kendi kendime yetiyor, hem de kendimi koruyabiliyordum.
H.Hastürer: Maraş’a gider miydiniz?
T.G. Manyera: Tabii ki giderdik. Maraş o zaman Kıbrıs’ın en gelişmiş ne lüks otellerin olduğu şehirdi. Bizle uyumlu arkadaşlarımda Maraş’a gider, lüks otellerde yemek yer, otellerin plajlarında denize girerdik. Şunu da söyleyim… Biz Kıbrıslı Türk genç kızları olarak görgümüzle, davranışımızla Rum gençlerden asla geri değildik. Hatta daha medeniydik.
H.Hastürer: Kaç yaşında evlendiniz.
T.G. Manyera: 19 yaşında.
H.Hastürer: Erken evlenmediniz mi?
T.G. Manyera: Şimdiki aklıma göre erkendi. Rahmetli eşim Ali Gürsoy’a eş olurken babamın tesiri oldu. Babam, zekidir, akıllıdır, yakışıklıdır, dedi. Dediklerinin hepsi doğruydu. Bu nedenle severek, isteyerek evet dedim. Eşimle 5 yılda Nijerya’da kaldık. Eşim haberleşme mühendisiydi.
H.Hastürer: Mutluluk nedir size göre?
T.G. Manyera: En önemlisi en yakınınızdakilerle karşılıklı sevmek ve sevilmek bağınızın olması. Mutluluk maddiyatla olmaz. Kendimi bildim bileli, çok güzel yaşadım. Evimde her şeyim oldu. Mutlu oldum. Ama mutluluğum hiçbir zaman sahip olduklarımla olmadı.

H. Hastürer: Sanata yaklaşımınız nedir?
T. G. Manyera: Sanata ilgim ve sanatçıya saygım var. Emin Çizenel’in eserleri, evimin duvarlarını süslemeden öte, evime sanatın izlerini taşıyor.
H. Hastürer: Yaşınızla barışıksınız. 89 yaşındasınız… Ruhunuza tarif edin deseler, nasıl bir ruhunuz var?
T. G. Manyera: Kendi kendimi nasıl anlatayım ki… Galiba, yaşından büyük bir çocuk ruhum var. Hayatım boyunca, çocukluktan başlayarak ruhumun okşanmasını istedim. Böyle olduğu zaman mutlu oldum. Olmadığı zaman ise mutsuz olduğumu gizleyemedim.
H. Hastürer: Evinizde davetler vermeyi sever misiniz?
T. G. Manyera: Çooook. Ben paylaşmayı severim. Yalnızlığı, dar bir sosyal alanda yaşamayı hiç sevmedim. Eşim sağlıklı olarak hayatta olduğu sürece evimiz neredeyse Birleşmiş Milletler gibiydi. Yabancı büyükelçiler, BM misyon şeflerini evimizde çok konuk ettik. BM Misyon Şefi Gustav Feisel, çok yakın aile dostumuzdu. Ailece birlikte Türkiye’ye gezmeye de gitmiştik.

H. Hastürer: Rum dostlarınız var mı?
T. G. Manyera: Var tabii. Rum toplumun önde kabul eden insanlarıyla itibarlı dostluğum var. Bir Kıbrıslı Türk olarak onların misafiri olurken, onlar da benim misafirim oluyor.
H. Hastürer: Yavaş yavaş sona geliyoruz. Yalnız yaşıyorsunuz. Yalnızlık zor değil mi?
T.G. Manyera: Çok zor. Çoğu zaman sabahlara kadar, acı tatlı hatıraları gözümün önüne getiriyorum. Eşim ve iki oğlum, Niyazi ve Ramo (Ramiz) öldükten sonra hayat çok daha zor oldu benim için. Her yerde hatıraları var. Tek varlığım torunum Tülin Manyera…

H.Hastürer: Evlat sevgisi ve evlat acısı…
T. G. Manyera: Evlat sahibi olunca, sevgisini yaşarsınız ama evlat acısı her şeyi siler götürür. Acı, hüzün, gözyaşı hayatının en büyük parçası olur. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Ben, bir değil, iki evlat acısı yaşadım. Çok büyük acı…
***********************************************
Gazeteci Rasıh Reşad, 100 kelimede Tülin Gürsoy Manyera’yı anlattı:
Evinde verdiği yemeklerin siyasi misyonu vardı
Devletlerin yalnızca resmi makamları yoktur; bir de görünmeyen ama etkili olan sivil köprüleri vardır.
Tülin Gürsoy Manyera, işte o köprülerden biriydi.
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, kapıların kapalı, temasların sınırlı olduğu yıllarda, kendi evinde verdiği yemek davetleriyle resmi olmayan ama son derece kritik buluşmalara zemin hazırladı.
Yabancı misyon şefleriyle kurulan diyaloglarda, sıcak ve güven veren ortamıyla diplomasinin önünü açtı. Adı tarih kitaplarında geniş yer bulmasa da, tarihin seyrini belki de defalarca değiştiren kişiler arasında yer aldı.
Tülin Gürsoy Manyera Kıbrıs Türk siyasetinin en zor dönemlerinde sessizce inisiyatif alıp, görev üstlenen, devletine inanan ve toplumu için fedakârlıktan kaçınmayan bir dönem kahramanıdır.
Rasıh Reşad




