Barış dili, teslim dili değildir…

Nasıl ki savaşın iyisi, barışın kötüsü olmaz, barışın dilinin de kötüsü ve de kaybettireni olmaz. Barış dili savaş devam ederken, yurdunu savunan askerlere siyasal arenada destektir. Askerin başarısı barışla taçlandığı zaman kalıcı olur.
Barış dili, bir tarafın değil insanlığın dilidir. Bu dili kullanan, anlık alkışlardan feragat eder ama uzun vadede kazanan olur. Siyasette en zor olan da budur zaten… Kısa vadeli kazançlar yerine uzun vadeli doğruları savunabilmek.
BARIŞ DİLİ TESLİM DİLİ DEĞİLDİR.
***
Milliyetçi duygularla oynamak kolaydır. Hele hele Kıbrıs gibi acıların hafızada diri olduğu bir coğrafyada çok daha kolaydır.
İç tribünlere hitap eden söylemler, kalabalıkları hızla coşturur. Ancak coşku ile çözüm aynı değildir.
Bir siyasetçinin gerçek sınavı, alkış toplamak değil, sorun çözmektir. Ulusal değerlere sahip çıkmak elbette vazgeçilmezdir. Ancak bu sahiplenme, üstünlük arayışına dönüştüğünde hem içeride hem dışarıda yeni duvarlar örer.
Üstünlük arayışında olmamak ile pasif kalmak aynı şey değildir. Bu ayrımı doğru yapmak gerekir. Güçlü olmak bağırmakla değil, doğru yerde doğru dili kullanmakla mümkündür. Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını savunmak, sertleşmekle değil, akıllı ve dengeli bir siyasetle daha fazla sonuç üretir. Bu yaklaşım, hem masada hem uluslararası alanda karşılık bulur.
***
Geçmişi unutmayalım. Unutamayız da. Ancak geçmişin yükünü , söylem biçimini bugünün diline bire bir taşımak, çözüm üretmez.
Geçmişte yaşanan acılar, bugünün politikalarını şekillendirirken rehber olabilir ama bugünün politikalarını esir almamalıdır. Çünkü iki yanlış bir doğru etmez. Karşılıklı milliyetçi söylemler, silahlar suskunken bile zihinlerdeki çatışmayı büyütür. Çoğu zaman kelimeler, mermilerden daha derin yaralar açar.
***
Kıbrıs Türk halkı, yaşadığı uzun mağduriyet geçmişine rağmen, barış diline daha yakın bir toplumsal tercih geliştirmiştir. Bu önemli bir avantajdır.
Rum liderliği, çoğu zaman kendi sert söylemlerinin Türk tarafındaki yansımasını, ikizini görmek istemiştir. Böylece dış dünyaya iki tarafın da aynı yaklaşım içinde olduğu sunulmaya çalışılmıştır. Bu algı, Rum tarafına değil, bize daha çok zarar vermiştir. Çünkü onlar, uluslararası siyasal lobicilik çalışmalarıyla kendi yanlışlarını perdelemeyi çoğunlukla başarmışlardır.
***
Yıllar önce barış dilinin “dünya dili” olduğu çok vurguladım. En başta rahmetli Rauf Denktaş’tan tepki görmüş, “Bir da bunu mu çıkardınız” demişti. Barış dili kullanılmadı, kullanılan dil de bize, askeri başarının ardından masada kazanım getirmedi.
O gün eleştirilen yaklaşım, bugün uluslararası ilişkilerin temel gerçeği haline gelmiştir. Çünkü dünya artık sadece haklı olanı değil, haklılığını doğru anlatabileni dinliyor. Haklılığımızın yanına Türkiye’nin gücünü de barış ve çözüm için eklesek, mutlaka kazanan taraf oluruz.
***
Bugün gelinen noktada, Tufan Erhürman’ın yaklaşımı bu açıdan dikkat çekicidir. Yüksek bir oy oranıyla seçilmiş olması sadece bir siyasi başarı değil, aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının beklentisinin de göstergesidir. Barış diliyle konuşarak hem Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını savunmak hem de karşı tarafın çelişkilerini görünür kılmak mümkündür. Bu yaklaşımın sertlikten beslenen siyaseti etkisizleştireceğini göreceğiz.
En son AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten gelen açıklamada, F 16’ların KKTC’ye konuşlandırılması sürecinde Tufan Erhürman’ın yaklaşımları için, “Erhürman’ın tespitleri yüzde yüz, doğru ve yerinde demesi” tesadüf değildir.
Uluslararası deneyimi olan siyasetçiler, barış dilinin stratejik değerini bilir. Çünkü bu dil, sadece iyi niyet değil aynı zamanda akıl ve güç içerir.
***
Kıbrıs’ta ve dünyada barışı gerçekten isteyen herkesin önce dili değiştirmesi gerekir. Barış, sadece bir hedef değil, aynı zamanda bir yöntemdir. O yöntemin dili barış dilidir. Bu dili kullanan kaybetmez. Belki yavaş ilerler, ama sağlam ilerler.




