Hasan Hastürer

Barış için mi, çözüm için mi kapıyı tıklayalım? (1)

Bir zamanlar, Kıbrıs’ta barış gazeteciliği için, bir terminoloji çalışması yapılmıştı.

Önemli olan böylesi bir çalışmanın yapılması değil, o çalışmaya içtenlikle sahip çıkıp, uygulanmasıdır.

Böyle bir çalışmaya en geniş anlamda gereksinimin vardır. Tabii adada barış koşullarını koruyarak geliştirmek ve çözüm eş zamanlı karşılıklı olarak isteniyorsa.

Gerçek anlamda istenmiyorsa boşuna zaman harcamak olur.

   Ortak terminolojiye basından önce siyasetçilerin, uygulamalı sahip çıkması gerekir.

   Onlar güzel örnek yaratırsa, toplumların, halkların buna sahip çıkıp uyumu kolaylaşır.

   Hele bir de başarılır ve okullarda karşı tarafa yönelik düşmanca öğreti ve alışkanlık yerleştirmenin kökü kazınırsa, ileriye yavaş ilerlesek de geriye gitmenin önü alınmış olur.

   Bir kez daha belirteyim… EŞ ZAMANLI, KARŞILIKLI DOĞRU YAKLAŞIMLAR HAYAT BULAMAZSA, TEK YANLI ADIMLARIN HİÇBİR FAYDASI OLMAZ. Hatta tek yanlı doğru adım atanlar, açıkça seslendirmeseler de ihanete uğramış duygusuna kapılırlar.

***

Bu satırların yazarı olarak, yeni yıldan en önemli beklentim sorulduğu zaman aklıma gelen ilk yanıt, “KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜDÜR”, oldu.

   1963-1974 arasındaki 11 yıl, göçmen olsun ya da olmasın tüm Kıbrıslı Türkler için en zor yıllardı.

   Sonuçta tüm Kıbrıslı Türkler, katı Rum kuşatması altındaki kuşatılmış bölgelerde, enklavlarda yaşıyordu.

   Bırakın sürdürülebilir ekonomiyi, sağlıklı yaşam, sağlıklı beslenme risk altındaydı.

   Sarayönü’nde düzenlenen bir mitingde kadınların “çocuklarımıza süt istiyoruz” diye Türkçe – İngilizce pankart taşıdığını çok iyi anımsarım.

***

1968’de kuşatma altındaki bölgelerin etrafındaki barikatlarda esneme olmuştu. Yaz aylarında o zamanki adı ALTI BUÇUK MİL olan Acapulco’ya giderdik. Kıbrıslı Türk olduğumuz anlaşılmasın diye düşük sesle konuşurduk.

   Rumlar diye genelleme yapmam ama, Rum toplum liderliği, Kıbrıslı Türklerin, insani korkularını, endişelerini gidermeyi hiç düşünmedi.

   Kıbrıslı Türklerin, neden Türkiye’nin garantörlüğünü, etkin ve fiili vurgusuyla istediğini Rumlar ya anlamadı ya da anlamazlıktan geldi.

***

   25 Aralık 1963’te K. Kaymaklı’dan göçmen olduk… Sonrasında 11 yıl çok zor koşullarda yaşama tutunduk. Hiç bir zaman Rumlara karşı düşmanlık duyguları taşımadım. Bu sadece benim ya da benim gibi düşünenler için geçerli değil, Kıbrıslı Türklerin çok rahat yüzde doksanı için geçerlidir.

   Rum tarafında ELAM aşırı sağcı, faşist tanımlamasının kullanılabileceği bir siyasi partidir.

   Kuzey Kıbrıs’ta, etkin, Mecliste temsil edilen ya yüzde iki oy alabilen  ELAM’ın karşılığı parti yoktur.

   Annan Planı’na yüzde 65’lerde EVET’te, son Cumhurbaşkanlığı seçiminde Tufan Erhürman’ın yüzde 63’lerde aldığı oyun altında, Kıbrıs Türk Halkı’nın demokratlığı, insan haklarına saygısı, sahiplenmesi vardır.

***

1963- 1974 arası çözüme, ya da anlaşmaya çok ihtiyacımız vardı. 1968’de Beyrut’ta Rauf Denktaş – Glafkos Klerides buluşmasıyla başlayan görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafının 1960 Anayasasının gerisinde bir anlaşmaya evet demesi, o ihtiyacın etkisiyleydi.

   1974 sonrası adanın Kuzey’ine toplanan Kıbrıs Türklerinin yaşam koşulları 1963-1974 dönemiyle kıyaslanamayacak kadar iyileşmiştir.

   Maddi koşulların iyileşmesi mutlu, huzurlu olmaya yeter mi?

   Yetmediğini yaşayarak gördük, öğrendik.

   KKTC bir hukuk devleti olarak tanımlansa da, siyasi tanınmamışlık, uluslararası hukuka entegre olmamanın, demokrasi, insan hakları, temiz toplum dahil pek çok konuda olumsuz etkileri vardır.

***

Bu durum sürdürülebilir değildir.

   Kıbrıslı Türkler, çözümü bu nedenle istiyor.

   Kıbrıslı Türkler, çözümü uluslararası hukukla, yasal zeminde buluşmak için istiyor.

   Kıbrıs sorununa, yaşayabilir bir çözümü de bu nedenle arzuluyor.

   Eğer, “iki bölgeli, iki toplumlu”… diyerek başlayan çözüm gerçekleşmeyecekse kaçınılmaz olarak farklı alternatiflerle, Kıbrıslı Türkler, kendi hukuk düzenleri, kendi yönetimleriyle uluslararası hukukla, uluslararası camiayla doğrudan bağ için yolları daha aktif olarak deneyecektir.

***

Salı günü  kaldığım yerden düşünceleri dürtmeye devam edeceğim…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu