Hasan Hastürer

Barışta kaybedilen gençlerin acısı, çok daha büyüktür…

Kıbrıs sorunu, uluslararası kimliği olan bir sorundur.

Uluslararası sorunlar listesinde,  Keşmir sorunuyla yarışırız.

Kıbrıs sorunu, öncelikle Kıbrıs adasından yaşayanları etkiliyor.

1963, Rum saldırı sonrasında Kıbrıslı Türklerin, çok büyük bir kesimi göçmen oldu.

Yokluk beraberinde, zorlukları da getirdi.

Göçmen olsun ya da olmasın Kıbrıslı Türkler 11 yıl, Rum saldırılarına karşı direnirken, yaşama tutunma mücadelesi verdi.

20 Temmuz 1974 Barış Harekatı’yla bir anlamda tekerlek ters döndü.

Bu kez 200 bin dolayında Rum göçmen oldu.

Ada, fiilen ikiye bölündü.

İki bölgeli, iki toplumlu yapı, somutlaştı.

Çözüm çabalarının sonuçsuzluğuyla, bölünmüşlük kalıcı oldu.

Dört yıl sonra 1974’ün üzerinde geçen zaman yarım asrı aştı.

*

Özeleştiri yapmayı bilemeyen, toplumsal bir yapımız var.

Kıbrıs sorunu, “Ulusal dava” olarak nitelendi.

Özellikle Kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş, sadece Kıbrıslı Türklerin değil Türk ulusunun milli davası olan Kıbrıs sorununun, Kıbrıs davasının avukatı olarak nitelendi.

Kıbrıs sorunu milli dava olduğu için, kendi çıkarlarımız için bile sorgulayama yapamadık.

200 bin dolayında Rum’un Güneye göç etmesi,  göç edenlerin, evleri, arazileri, iş yerlerinin Kuzey’de kalmasına rağmen, süratle yaşamlarını yeniden düzenleyip, refah düzeylerini bizden çok iyi noktaya taşıdılar. Bunun farklısını kanıtlamaya çalışanlara kulak vermem.

*

Kıbrıs sorununa çözüm müzakereleri, 1968’den günümüze sadece bizim için devam etmiyor. Rumlar için de devam ediyor. Ama onlar Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne takılıp kalmadılar. Ya da hükümet icraatlarındaki başarısızlıklarının faturasını, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne bağlamadılar.

Biz, Kuzey’de kalan değerleri, ekonomik kalkınmaya güçlü bir temel yapıp, refah düzeyi yüksek bir toplum yaratamadık.

Adil olmayan her türlü paylaşımın, kötü tüm sonuçlarını Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğüne bağladık.

İş yapmak yerine, mazeret üretme tercih edildi.

Kıbrıs sorunu, bir anlamda başarısızlıkların, kötü yönetimlerin, partizanlıkları kılıfı oldu her zaman.

***

Bir tarafta Kıbrıs sorunu, öte yanda, Ekim ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi.

Ersin Tatar ve Tufan Erhürman’ın öne çıkan adaylıkları, bu iki adaya yönelik yaklaşımların doğrudan ve dolaylı içeriğini oluşturuyor.

Unutulmaması gereken bu topraklardan gençlerin gelecek beklentisinin umut çıtasının yerlerde süründüğüdür.

Aileler de, çocuklarının yaklaşımlarının, beklentilerinin etkisinde.

Bu durumda kuru laflar, içi boş söylemler ve en önemlisi geleceğe yönelik güven beslemesinden uzaklık insanların adaylardan önce seçime bakış açısını etkiliyor.

Daha önce de çeşitli vesilelerle, en yakın seçim tarihi olan beş yıl öncesine göre köprülerin altından çok sular geçti.

***

Pazartesi sabah İstanbul’a uçtum, önceki akşam da döndüm.

Bu satırları  geçmişin bana anımsattıkları, artı İstanbul’da konuştuklarım ve dinlediklerimin harmanlamasıyla yazdım.

Kıbrıs Türkü’nün çok yetenekli insanları var.

İstanbul’da başarılı işler yapan insanlarımızın özgüvenleri de çok yüksek. ‘Biz Kıbrıslı Türkler tembel değiliz. Kıbrıs’a göre şampiyonlar liginde oynayıp, başarılı olurken bir anlamda Kıbrıslı Türklerin becerisini ete kemiğe büründürüyoruz’ dedikten sonra buluştuğumuz önemli bir yaklaşımımızı gözledim… ‘Gençler her ülkede olduğu gibi KKTC’de de geleceğimizdir. Giderken gelmemeyi düşünenler, en önemli derdimiz olmalı. Savaşta kaybedilen nesillerin acısı derindir. Barışta kaybedilen gençlerin acısı ise çok daha büyüktür.’

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu