Hasan Hastürer

“BEN BU ÇUKURA GİRMEM… Kenarında bile, kokusu, beni kusturmaya yetti…”

 Her gün ciddi miktarda mesaj alırım. Tümü de isimleriyle geliyor. Bana özel yazıldığı için, yararlansam da isimleri yazmama tercihim var. Yazacaksam izin alırım mutlaka.

3. Cumhurbaşkanı, UBP’nin en uzun süre genel başkanlığını yapmış Derviş Eroğlu ile yaptığım sohbetin etkisiyle şekillenen yazımı okuduktan sonra, tanıdık bir okurdan  uzun sayılacak bir mesaj aldım.

Mesaj sahibinin kimliğini ele veren bölümleri yayımlamadan şu bölümleri sizlerle paylaşayım:

   “…BEN BU ÇUKURA GİRMEM… Kenarında bile, kokusu beni kusturmaya yetti…

   Ne lidere, ne seçmene, ne de siyaseten iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışana, sevgi saygı kalmadı. Bunlardan çok uzaklara savrulduk… Açıktan düşmanlık var, iftira var, ayak kaydırma var… Yalakalık boyut atladı…

   Kıbrıs’ta siyaset çocuklarını yiyen, atalarının ırzına geçen, garip bir yaratığa dönüştü.  Siyasetin değil toplam kalitesini konuşmak, siyaseti konuşmak bile özür dileyerek yazıyorum, artık ahmakça geliyor bana.

   Farklı bir kulvardan bana, uyarı nitelikli büyük iyilik yapıldı. Yoksa enerjimi ve belki her şeyimi bu b.. çukurunda kaybedecektim. Değil KKTC, Kıbrıs adına da umut kalmadı.

   KKTC’de, parti, tüm siyasi partiler, başta malum parti iyice çürüdü ve katıksız çıkar objesine dönüştü.

   Yakında sizle birlikte bizde göçeriz…

   Yakındır…”

***

Siyaset temizlenmeden, siyasi yapılanma kökten değişmeden hiçbir soruna köklü çözüm bulunamayacağına inandığım aktif siyaseti herkese önerdim, öneren olduğum için zorunlu olarak ben de aktif siyasete katıldım yirmi küsur yıl önce.

   Aktif siyasette inanılmaz yaşam deneyimi elde ettim. Çok iddialı bir yaklaşım ortaya koyayım, siyasete sütten çıkmış ak kaşık gibi girdim, ak kaşıklığıma seçim döneminde de en küçük leke düşürmedim. Aksini kanıtlayanlara neyim var neyim yoksa, bugün de bağışlarım.

   En yakınımdaki insanların tanımlamak istemediğim basit davranışlarına, çirkin senaryolarına muhatap oldum.

   Kırılmadım mı? Tabii ki kırıldım.

   Üzülmedim mi? Güvendiğim insanlar nasıl bu denli basit davranabilir, diye düşünüp üzüldüm tabii…

   Ama hiçbir zaman olası daha zor günlerde kader birliği yapacağımızı unutmadım. Küçük, şahsi hesaplarla hareket edenlere, onlar gibi davranış karşılığı vermedim. Kişisel incinmeme, karşılığımın toplumsal zarar niteliği taşımasını istemedim. Sineye çektim.

Doğru bildiğimi uygun kelimelerle seslendirdim, ama gerçeği seslendirmemden duyulan rahatsızlığın ötesinde, kimseye kelimelerimden kişisellikle rahatsız olma şansı vermedim.

   Yaşananları birer yaşam deneyimi gördüm. İnsanları gerçek kimliğiyle tanımayı kazanç olarak niteledim.

   Yirmi kusur yıl önce yaşadıklarımı unuttum mu? Unutmadım.

   O davranış içinde olanların, konuşurken söylediklerine aldanıp, toplumcu düşündüklerini aklımın kenarından bile geçirmedim.

Kısa ve öz, halkımızın yıllarını çalan, yaşamı insanımıza zehir edenlere karşı mücadeledeki üslubumla, yakınımda görülen insanlara yönelik üslubum asla bir olmadı.

Yıllar geçti. Başım dik ve herkesin yüzüne bakabiliyorum.

***

   Girişte, mesajından alıntı yaptığım arkadaşla zaman zaman konuşurum.

   Yaşadığı tüm örneklerle ilgili önceden uyardım da.

   Uyarı yaparken, “siyaset aktif olarak, katılma” demedim. Pes etmeden, ötekilere benzemeden yola devam etmesini seslendirdim… Bu görüşüm siyaset düşünen herkes için geçerlidir. Aksi halde bu ülkede, geleceğe umutla bakmak çok zor olur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu