Hasan Hastürer

Bir İhtimal Kabare.. Yine de bir ihtimal var…

Lefkoşa Belediye Tiyatrosunu kurulduğu günden başlayarak izlerim. Hiç bir oyunlarını kaçırmadım.

Tiyatro eleştirmeni değilim. Oturduğum seyirci koltuğundan ne algılarsam, oyun beni nereden alıp nereye getirirse onu yazarım.

***

Dün akşam Bandabuliya Sahnesi’nde Aliye Ummanel’in yazıp yönettiği BİR İHTİMAL KABARE oyununu izledim. Televizyon programından çıkıp ucu ucuna yetiştim.

Oyundan haberim vardı, ama, içeriğini bilmiyordum. Doğruya doğru adıyla paralel bir oyun izleyeceğimi sandım. Yaklaşık bir buçuk saat süren oyunun onuncu dakikasında yanıldığımı hissetmeye başladım… Yarım saate yaklaşırken yüzde yüz yanıldığımı anladım…  Oturduğum yerde, kendimi oyunun parçası hissettim sonuna kadar.

***

Oyun 1958 – 1963 arası Lefkoşa’da Ermeni Agop’un patronajında bir kabarede geçiyor.

Kabarenin kadrosunda Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum ve bir de İngiliz var…

Kabarenin görevi ayırımsız müşterileri, eğlendirmek…

Ancak toplumlar arası gerginlik kabarede denge arayışını dürtüyor. Giyilen kıyafette denge izahına bakın… Ayakkabılar Türk ayakkabısı, elbisenin kumaşı İngiliz, terzi Kıbrıslı Türk, elbisenin sahibi Kıbrıslı Rum..

***

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken Ermeni, Maronit ve Latin azınlıklara, referandumda Kıbrıslı Türk ya da Kıbrıslı Rum sayılmaları sorulduydu. Oyunda da bu konu var. Agop rolünü oynayan Osman Ateş harika özetliyor durumu: “ Gerçek azınlık, herkesi, bir görüp, azınlık kökenli soru sormayanlardır.”

***

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun her oyununu ayrı bir keyifle izledim bugüne kadar. Bazı oyunları dönüm noktası olarak algıladım.  Dün akşamki Bir İhtimal Kabare oyununu kendi adıma çok çok farklı bir yere koydum.

Oyunda kabare ruhu var mıydı? Vardı.

Oyunda 1958 – 1963 arası kısa ama çarpıcı ifadelerle anlatıldı mı? Anlatılmak hafif kalır. Süper anlatıldı.

***

Oyun 21.45’te bitti.. Yazımı, duygularım oyundan izleri taşırken yazdım.

Çok etkilendim… Sahne performansından öte o yılları yaşayarak anımsadığım için oyun beni bir kabare oyunundan öte, teslim alıp, götürdü.. Oyun sonrası Sevgili Aliye’yi de oyuncuları da tek tek sarılarak, kucaklayarak kutladım. Başarı oyuna katkı koyan herkesin…

Bir İhtimal Kabare, Kıbrıs Türk Tiyatrosunda bir kilometre taşından ötedir. Oyun beni etkiledi… O etkilenmeye bu nitelemeyi gönül huzuruyla yaptım.

***

Bir toplumun hafızası vardır. O hafıza bazen bir mezar taşında, bazen bir gazete kupüründe, bazen de bir sahne perdesinin kokusunda saklıdır. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu yıllardır işte bu hafızanın sahnedeki vicdanıdır. “Bir İhtimal Kabare” gibi bir oyunun sahnelenmesi de bu yüzden sıradan bir repertuvar tercihi değildir; bir duruş, tarihi kendine göre anlatmak, hafızalara kazımak isteyenlere bir meydan okuma, bir “bakın buradayız ve unutmadık” demenin teatral biçimidir.

***

Kabare… Kulağa eğlenceli gelir. Işıklar, şarkılar, espriler, hiciv, alkış… Ama kabare, yüzeydeki kahkahanın altında en sert gerçekleri saklayan bir türdür. Berlin’in karanlık yıllarında, Paris’in işgal günlerinde, Latin Amerika diktatörlüklerinde kabare sahneleri hep şunu yapmıştır: Söylenemeyeni şarkıya, yazılamayanı skeçe, korkulan gerçeği ironiye dönüştürmek. Çünkü baskının en çok korktuğu şey, kahkaha ile gelen cesarettir.

***

Peki, Kıbrıs’ın acıları bir kabare oyununa konu olur mu? Olur… Hatta belki de en çok kabareye yakışır.

1963’te, Lefkoşa Surlariçinde,  Tahtakale’de yaşananlar, evinden edilen K. Kaymaklılıların, ilk kitlesel göç olarak yaşadıkları, gözlerindeki çaresizlik, 1974’te yarım kalan hayatlar, kayıplar, göç yollarında susan çocuklar, yıllarca “çözüm masası” etrafında dolaştırılıp hiçbir yere varamayan siyaset… Bunların hepsi, dramatik olduğu kadar trajikomiktir. Ve trajikomedi, kabarenin ana damarlarından biridir.

***

“Bir İhtimal Kabare”, adından başlayarak zaten Kıbrıs’ın ruhunu yakalar: Bir ihtimal… Hep ihtimal. Çözüm ihtimali, barış ihtimali, adalet ihtimali, yüzleşme ihtimali…  Ama bir türlü gerçeğe dönüşmeyen ihtimaller ülkesi.

***

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu bu oyunu sahneye koyarken şunu sorar aslında:

Acılarımızı sadece ağlayarak mı anlatacağız, yoksa gülerek de yüzleşebilir miyiz? Gülmek, unutmak değildir. Kabare, hafiflik değildir. Tam tersine, en ağır gerçekleri taşıyabilecek en cesur sanattır.

Çünkü kabare, seyircinin yüzüne ayna tutar. “Sen de bu hikâyenin içindesin” der.“Susarak, alışarak, kabullenerek bu trajedinin ortağı oldun” diye fısıldar.

…Ve bunu yaparken parmak sallamaz; şarkı söyler, dans eder, güldürür… Sonra bir anda kalbin tam ortasına dokunur.

 

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, eşi  Nilden Bektaş ve Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı da dün akşam oyunu izleyenler arasındaydı…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu