Bizim insanımız, bizle yaşayanlar, demokrasiden ne anlar?

Geçenlerde karşılaştığım bir arkadaş, “Anket için seni de aradılar mı?” diye sordu.
“1-2 kez aradılar” diye yanıt verdim.
Kendisinin en az sekiz arandığını belirttikten sonra ekledi, “ Genelde, yanıt vermeyi kabul ettim. Tümünde de Türkiye’den arandım. Sonuna kadar yanıt vererek, soruları öğrenmeye çalıştım. Soruları yöneltenler adayları bile bilmiyordu. Bir defasında Arif Salih Kırdağ’a oy vereceğimi söylediğimde, o da kim, denildi.
Soruların demokrasi kültürümüz, ülkemizdeki demokrasi anlayışıyla ilgili veri toplama amacına hizmet edip etmeyeceğini merak ettim. Hiç öyle bir amaç olduğunu göremedim.”
***
Seçimler tek başına demokrasinin göstergesi değildir. Ama, seçimin toplam kalitesi, demokrasi kültürünün hangi düzeyde olduğunun ip uçlarını verir.
***
Dün dış dünyada ne var ne yok, diye haber turu yaparken, DW’de “Almanların üçte biri demokrasiyle yönetildiğini düşünüyor” başlıklı bir haber okudum.
Haberin özünü yansıtan bir kesit şöyle:
“ Almanya’da yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre katılımcıların sadece üçte biri demokratik bir ülkede yaşadığını düşünüyor.
Çevre örgütü Greenpeace tarafından Sinus Enstitüsü’ne yaptırılan araştırmada katılımcıların yüzde 84’ü demokratik bir şekilde yönetilen bir ülkede yaşamanın kendisi için önemli olduğunu ifade etti.
Ancak demokrasiden ne anlaşıldığıyla ilgili farklı görüşler yer aldı. Demokrasiden ne anlaşıldığı ile ilgili 23 ayrı seçeneğin sunulduğu ankette demokrasinin en önemli ölçütü düşünce özgürlüğü oldu. Bu soruya katılımcıların yüzde 85’i “düşünce özgürlüğü”, yüzde 73’ü “sosyal adalet”, yüzde 72’si “basın özgürlüğü” ve yüzde 71’i “vatandaşların süreçlere katılımı” yanıtını verdi. Demokrasinin ölçütü olarak “güçlü meclis” yüzde 38, “aktif sivil toplum” yüzde 34, “güçlü sivil toplum kuruluşları” ise yüzde 19’luk pay aldı.”
***
Böyle bir anket bizde uygulansa bizim insanımızın, bizle yaşayanların demokrasiden ne anladığıyla ilgili nasıl bir sonuç çıkar?
Ya da sağlıklı sonuç için, verilen yanıtlar, ne kadar samimi ya da anlayarak olacaktır?
Almanya’da en önemli demokrasi ölçütü düşünce özgürlüğü…
Peki bizde?
Yalanın değil, gerçeğin söylenmesinin cesaret gerektirdiği bir yerde var olan düşünce özgürlük düzeyi, hiç kuşkusuz yetersizdir.
Sınırlı sayıda insanın istediğini söyler görünmesi hiç kuşkusuz düşünce özgürlüğü göstergesi değildir.
***
Almanya’da demokrasinin önemli ölçütleri sıralamasında ikinci sırada SOSYAL ADALET var. Yargımız için YIKILMAYAN SON KALE desek de toplumsal bütünlükte SOSYAL ADALET notumuzun düşük olduğu kesin. En yalın tanımlamayla, sosyal adalet, bir toplumdaki tüm bireylerin servet, fırsatlar, haklar ve toplumsal ayrıcalıklara eşit erişimini sağlayan, politik ve felsefi bir kavramdır.
Liyakatın, ayaklar altında olduğu bir yerde ötesine bakmak gereksizdir.
***
Gelelim, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE…
Evrensel kriterlere uygun yayınlanan yayın organlarına ve evrensel kriterlere göre gazetecilik yapanlara hiç bir sözüm yok. BU TANIMLAMANIN DIŞINDAKİ YAYIN ORGANLAR VE tırnak içinde “GAZETECİLER” SÖZDEDİR YA DA KORSANDIR.
Bireyler düşünce özgürlüğüyle, basının düşünce özgürlüğü aynı başlık altında değil. Şimdi herkesin çok kolay kullanabildiği sosyal medya var.
Nedir sosyal medya?
“ Sosyal medya, bireylerin ve kurumların çevrimiçi platformlar aracılığıyla içerik (metin, fotoğraf, video vb.) oluşturup paylaştığı ve bu içerikler üzerinden etkileşimde bulunduğu bir iletişim ağıdır.”
Sosyal medyada, içerik ya da görüş paylaşmak, toplumsal düşünce özgürlüğü ya da bilgi paylaşımı açısından yararlı olabilir, ama gazetecilik ve de basın özgürlüğü farklı bir kulvardır. Bu bilimsel bir doğrudur… Kimsenin alınganlık göstermesine de gerek yoktur. Hem basının hem sosyal medyada içerik paylaşanların özgürlüğe ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç ortaktır.
***
Meclis ve sivil toplum örgütlerimizin ne kadar güçlü ya da sivil toplum ne kadar aktif?
Sırf bu soruyu yanıtlamak, yorumlamak için günlerce yazabilirim.




