Diplomatik akıldan yoksun askeri anlaşmalar başınıza füze yağdırır Hristodulidis Efendi!!!

İran, görünen o ki teknolojik geriliğine rağmen ABD-İsrail ikilisinin saldırılarına karşılık vermeyi sürdürecek.
Amerikan CNN televizyonuna konuşan ABD Başkanı Trump, “Onları henüz gerçekten sert bir şekilde vurmaya bile başlamadık. Asıl büyük olan henüz gerçekleşmedi. Büyük olan çok yakında geliyor.” dedi.
Misilleme olarak İran’ın Körfez ülkelerine saldırmasını “büyük bir sürpriz” diye niteleyen Trump, Tahran’ın füzeleri sonrası Arap ülkelerinin de savaşa dahil olmak istediğini iddia etti, “Başta çok az dahil olacaklardı, şimdi müdahil olmak için ısrar ediyorlar.” diye konuştu.
Güney’de Ağrotor İngiliz Üssü’ne hedef olan saldırılar sadece Limasol bölgesinde değil, Kuzey Kıbrıs dahil adanın her yanında korkuyla karışık endişe yarattı.
***
Rum Milli Muhafız Ordusu Komutanı Emmanuil Theodoru, 25 Ocak 2026’da Rum basınına yansıyan açıklamasında, Güney Kıbrıs’ın Fransa, İsrail ve ABD ile geliştirdiği askeri iş birliklerinin caydırıcılığı artırdığını söyledi. “İstikrara katkı” vurgusu yaptı. O gün alkışlayanlar vardı.
Bugün ise sorulması gereken soru başka…
Rum Yönetimi’nin İngiliz üslerinin riskleri yetmezmiş gibi, özellikle ABD ve İsrail’e de askeri alt yapı imkanı yaratmasıyla, istikrar mı geldi, risk mi büyüdü?
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, uzun süredir savunma politikasını uluslararası askeri iş birlikleri üzerinden şekillendiriyor. Fransa ile liman anlaşmaları, İsrail ile ortak tatbikatlar, Amerika Birleşik Devletleri ile savunma iş birlikleri…
Kâğıt üzerinde “güç çarpanı”.
Ama jeopolitikte her hamlenin bir karşı hamlesi vardır.
İran’a yönelik başlatılan saldırılar sonrası, İran’ın Güney Kıbrıs’taki İngiliz üslerini hedef aldığına dair bilgiler, sadece Kıbrıs basına değil, uluslararası basına haber oldu. İşte o an, satranç tahtasındaki piyon olmanın ne demek olduğu bir kez daha hatırlandı.
Çünkü adada sadece Rum yönetimi yok.
Birleşik Krallık’ın egemen üs bölgeleri var. Ağrotur ve Dikelya…
O üsler NATO denkleminde, Orta Doğu operasyonlarında, istihbarat ağlarında kritik rol oynuyor.
***
Bu satırların yazarı olarak İngiliz üslerinin adamızı hedef yaptığını yıllar öncesinden yazıp, söyledim.
Bir kez daha altını çizerek sorayım.
Bu askeri mimari, adayı korur mu, yoksa hedef mi yapar? Şimdi somut olarak hedef yaptığını yaşayarak görüyoruz.
Uluslararası ilişkilerde “caydırıcılık” kavramı sıkça kullanılır. Ama caydırıcılık iki ucu keskin bıçaktır. Güçlü bloklara eklemlenmek bazen güvenlik şemsiyesi sağlar; bazen de o şemsiyenin altındaki herkesi yağmuru bırakın, iri taş büyüklüğünde dolu ortasına bırakır.
***
Bugün Doğu Akdeniz, sadece enerji rekabetinin değil, küresel gerilimin de merkezinde. İsrail–İran hattı ısınmasının ötesinde. ABD sahada. İngiliz üsleri aktif.
Bu tablo içinde, İran’ın karşısında yer alan ülkelere askeri alt yapı olanağı sunulan Kıbrıs Adası, ne kadar tarafsız kalabilir? Bu soru da sorulma koşullarını yitirdi. Çünkü Kıbrıs adası tarafsız kalma şansını öngörüsüz Rum Yönetimi kararlarıyla yitirdi.
***
Turizm…
Kıbrıs’ın bütününde, hem Kuzey hem Güney’de ekonominin can damarı.
Kıbrıs turistin destinasyonunun en büyük sermayesi nedir?
Güneş mi? Deniz mi?
Hayır. GÜVEN ALGISI.
Bir turist rezervasyon yaparken hava durumuna bakar ama önce güvenlik durumuna bakar. Uluslararası kriz başlıkları tatil broşürlerinden daha hızlı yayılır. “Adada askeri hedefler var” algısı oluşursa, bunun ekonomik faturası ağır olur.
Bir kez güven sarsıldı mı, toparlamak yıllar alır.
Kıbrıs daha önce de güven krizleri yaşadı.. Her kriz, markayı biraz daha aşındırır. Turizm sektörü pamuk ipliğine bağlıdır; siyasi gerilimleri sevmez.
***
Rum tarafı için mesele sadece askeri denge değil. Ekonomik sürdürülebilirlik de var. Güç gösterisi ile kırılgan sektörler arasındaki denge hassastır.
Hristodulidis’in aklı bunları keser mi? Bilemiyorum.
Uluslararası iş birliği elbette devletlerin hakkıdır. Kimse bir yönetimin savunma ilişkilerini sorgulayamaz. Ancak coğrafya kaderdir. Ada küçükse, manevra alanı daha da küçüktür.
Doğu Akdeniz’deki her füze denemesi, her askeri açıklama, her tatbikat bu adanın psikolojisini etkiler. Kuzeyde de güneyde de insanlar aynı gökyüzüne bakıyor.
Gerilim yükseldiğinde siren sesi kuzey–güney ayırmaz.
***
Bir başka gerçek daha var…
Küresel güçler çıkarları gereği gelir. Çıkarları bittiğinde gider.
Ama ada yerinde kalır.
Halk burada yaşamaya devam eder.
Bu yüzden strateji sadece “kimle iş birliği yaptım?” sorusuna değil, “bu iş birliği beni hangi risklere açık hale getirir?” sorusuna da cevap vermelidir.
Bugün adanın güvenilirliği tartışmaya açılırsa, bunun bedeli sadece siyasi değil, ekonomik ve toplumsal olur. Turizmden yatırımlara, finans sektöründen imaja kadar zincirleme etki başlar.
İstikrar söylemle değil, dengeyle sağlanır.
Denge ise sadece askeri anlaşmalarla değil, diplomatik akılla kurulur.
Kıbrıs, tarih boyunca büyük güçlerin satranç tahtası oldu.
Rum tarafının hatalı siyasetleri bizi hedef haline getirdiği için, bir Kıbrıslı Türk olarak şu soruyu sorma hakkını kendimde buluyorum.
Taş mı olacağız, oyuncu mu?
Çünkü Kıbrıs yanlış konumlanmadan kurtulamazsa hedeften öte, çok geniş anlamıyla kayıp da olur.




