Farklı statüde yabancılarla, birlikte yaşıyorsak…

Önceki gün yine yoğun bir gündü.
Değişlik kesimden insanlarımızla sohbet ettim.
Bilinçli bir şekilde zaman tünelinde geriye doğru yolculuk yapıp, yaşamlarındaki izlerden öne çıkanları da dinlemeye çalıştım.
Çok ilginçtir, 1974 öncesinin, sözlük anlamıyla ciddi güvenlik sorunu yaşadığımız Rum kuşatması altındaki dar alanlardaki yaşam hemen hemen insanların en mutlu, en huzurlu yılları.
“Konu komşu birbirimizi bilirdik. Komşular pişirdikleri yemekleri paylaşırlardı… Yolda sokakta herkes bir birini tanırdı. Hayat standardı bakımından da uçurum bir yana ciddi bir fark yoktu.”
Bunlar dinlediklerimden ilk aklımda kalanlar.
1974’te Baf’tan Kuzey’e 14 yaşında gelen bir arkadaşımla konuşuyorum…
Hayatının bu güne kadar geride kalan bölümleri yıllara göre sıralamasını istedim.
Kısa bir düşünceden sonra başladı… “ 14 yıl Baf, 22 yıl Güzelyurt, 8 yıl Girne, 21 yıl Lefkoşa…”
Ve bir soru … “ Kendini nereli ya da nereye ait hissediyorsun?”
Net ve hızlı bir yanıt… “Baflı”…
Hatta devam etti.. “ Baf’ta doğdum… Hiç bir yer Baf’la aidiyet bağımın önüne geçemez.”
Fark ettim ki Tufan Erhürman’ın konuşmaları içinde en çok akılda kalanlardan biri, Baf, Limasol, Larnaka vurgusu.
***
Sohbet ilginç bir yöne sıçradı.
KKTC’de yaşayan yabancılar ve yabancıların yaşam standartları…
Daha ben bir şey söylemeden, şunlar sıralandı.
“ Yolda sokakta karşılaştığımız yabancıların sayısı yerlilerden fazla. Benzincide, markette, inşaatlarda çalışanların yüzde yüze yakını yabancı. Öğrencilerden yabancı olanlar da çok. Mahkeme haberlerine bakıyoruz, büyük çoğunluğu yine yabancı. Markette, aldıklarının bir kısmını ödeyemeyip kasada bırakanlara her gün tanık oluyoruz.
Yoksulluk, zor yaşamları, toplumsal huzur için risktir.”
Bunları dinlediğim zaman ne dedim.
“Haklısın” dedim. Ne diyecektim?
***
Avrupa’da yabancıların, özellikle göçmenlerin yaşam koşulları, yoksulluk düzeyleri özel takip altındadır.
Her bakımdan düzey düşüklüğünün risk artırıcı olduğunu çok iyi bildikleri için takibi kesintisiz yapıyorlar.
DW’nin konuyla ilgili haberinde şunlar ifade ediliyor:
“ Almaya’da yapılan bir araştırma, ülkedeki mültecilerin yaklaşık üçte ikisinin yoksulluk riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu.
Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü (DIW) tarafından gerçekleştirilen çalışma, 2022 yılında Almanya’daki mültecilerin yüzde 63,7’sinin yoksulluk riski altında olduğuna işaret etti. Bu oran 2020 yılında yüzde 70’di.
DIW araştırmacılarından Markus Grabka mülteciler arasındaki yoksulluk riskinin 2020 ile 2022 yılları arasında düşmesinin nedenini ise mültecilerin Alman iş gücü piyasasına giderek daha fazla entegre olmasıyla açıkladı.
Almanya’da medyan net hane gelirinin yüzde 60’ından az kazanan kişiler, yoksulluk riski altında kabul ediliyor. Medyan (ortanca) değer, bir veri setindeki değerler sıralandığında tam ortada kalan değer anlamına geliyor.
2022 yılında bu eşik, tek başına yaşayan biri için aylık bin 419 euroydu.”
***
Görünen o ki daha uzunca bir süre farklı statüde yabacılarla bu topraklarda birlikte yaşayacağız. Birlikte yaşayacağımız bu insanları her bakımdan pozitif takip altında tutamazsak, çok ciddi sorunlarla yüzleşeceğimiz kesin.




