Halk, öznesi olmadığı devleti sahiplenmez…

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuığruoğlu’nun basın toplantısı düzenleyip, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın politikalarını eleştirmesi gündemimizde yer buldu.
Fazla mı ciddiye alındı? Hayır. Ciddiye alınması gerekiyordu. İyi ki ciddiye alındı.
Cumartesi konuyla ilgili yazdığım yazıda, Ertuğruloğlu’nun açıklamalarının hükümeti ya da Başbakan Ünal Üstel’i ne kadar bağladığını gündeme getirip, “Eğer üçlü koalisyon hükümetinin bütünlüğü bir yana Başbakan Ünal Üstel’in de haberi yoksa, o zaman çok farklı yorum ve değerlendirmeler yapılır.” diye yazmıştım.
Ünal Üstel, önceki gün Kıbrıs sorunuyla ilgili yaptığı açıklamada, çok kolay anlaşılır şekilde Tahsin Ertuğruloğlu’na mesaj verip, “Şahsım ve hükümet senin gibi düşünmüyor.” dedi.
Siyasetteki gelişmeleri yakından izleyenlerden öne çıkan bazı isimler, “Üstel’in açıklaması bir anlamda Ankara’nın vermek istediği mesajı da içeriyor.” dedi.
***
Önceki günkü yazımın sonu şöyleydi. “Tahsin Ertuğruloğlu’nun açıklamasından pozitif hiçbir sonuç çıkarmadım mı?
Çıkarmaz olur muyum? Olumlu bulduğum sonucu da pazartesi günü sizlerle paylaşacağım…”
Ciddi sayıda okurdan, telefon ya da mesajla, olumlu bulduğum yanın ne olduğu sorusunu aldım.
Dr. Sait Kenan da bunlardan biriydi. “Pazartesi günkü yazını merakla bekliyorum.” dedi.
***
Tahsin Ertuğruloğlu’nun açıklamalarıyla ilgili değerlendirmem öncesi, bizde çok sık vurgu yapılan devlet varlığıyla ilgili bilgi paylaşımı yapmak istiyorum.
Uluslararası hukuk açısında devletle ilgili temel çerçeve 1933 Montevideo Convansiyonunda belirlenmiştir.
Buna göre devletin öncelikle dört temel unsuru şunlardır:
- Belirli bir toprak parçası
Sınırları tanımlanmış bir coğrafya gerekir. Tartışmalı olabilir, küçük olabilir; ama belirli olmalıdır.
- Sürekli nüfus
O toprak üzerinde yaşayan, kalıcı bir insan topluluğu olmalıdır. Sadece geçici yerleşim değil, toplumsal devamlılık gerekir.
- Hükümet
O nüfusu ve o toprağı yöneten etkili bir siyasi otorite olmalıdır. “Etkili” kelimesi burada kritiktir. Kağıt üzerindeki otorite değil, fiilen işleyen bir yönetim.
- Diğer devletlerle ilişki kurabilme kapasitesi
Dış politika yürütebilme, uluslararası aktörlerle temas kurabilme yeteneği gerekir.
***
Bunlar hukuki asgari koşullardır. Gerçek hayatta iş bununla bitmez.
Devletin kurulması ve uluslararası kabul görmesi için, toprak, nüfus, etkili hükümet, dış ilişki kapasitesi, meşruiyet, güvenlik, ekonomi, hukuk ve kurumsallaşmanın neredeyse eksiksiz, kusursuz olması gerekir.
Bunların tümünü bu yazımın bütünlüğünde açmayacağım.
Ancak Tahsin Ertuğruoğlu’nun açıklamasının da dürtüsüyle bazılarını çok kısa olarak açacağım. Aslında her biriyle ilgili çok sayıda makale yazabilirim.
Devlet kurmak için sadece hukuk yetmez, meşruiyet gerekir. Halkın büyük çoğunluğu o yapıyı kendi devleti olarak benimsemelidir. Zorla kurulan yapı uzun ömürlü olmaz. Devlet kurulduktan sonra halkın devletini sahiplenmesini olumsuz etkileyen örnekler, devletin varlığına darbedir.
***
Devlet için ekonomik sürdürülebilirlik şarttır..
Vergi toplayabilen, kamu hizmeti sunabilen, maaş ödeyebilen bir yapı gerekendir. Kayıt dışı yüzde yetmişlerin üzerinde olan yerde sürdürülebilir ekonomi risk altındadır Ekonomi çökerse devlet de çöker. Bilim bunu çok açık olarak söyler.
***
Devlet kurmak ya da devletin devamı için hukuk düzeni vazgeçilmezdir.
Mahkemeler çalışacak, yasalar uygulanacak, keyfilik olmayacak, keyfilik yerine kurallar egemen olacak.
Bana kalsa tüm davet dairelerine, Bakanlar Kurulu toplantı salonuna, Meclis’e kısaca görülmesi gereken her yere, “Devlet dediğiniz, keyfi güç değil, kurumsallaşmış otoritedir” yazdırır asardım.
***
Güncel değerlendirmeme geçmeden genel geçer bir doğrunun daha altını çizeyim.
Devlet kurmak bir başlangıçtır, devleti kurduk, tamamdır, değil.
Temel mesele, kurulan devleti adil, şeffaf ve güçlü olarak ayakta tutup sonsuza kadar yaşatmaktır. Eğer devlet kendi vatandaşına adalet sunamıyorsa, ekonomik umut veremiyorsa, gençlerini vatan topraklarında tutamıyorsa, o devlet hukuken, bayrağıyla, marşıyla, protokolüyle var olabilir ama halkın, ulusun sahiplenmesi bakımından zayıflar, uluslararası kabul erozyona uğrar.
***
Her fırsatta söylerim.
Sürçü lisan ettiysem affola, değil… Ne söylediysem odur da, değil… YAZIP, SÖYLEDİKLERİMDEN NE ANLAŞILDIYSA ONU YAZDIM, ONU SÖYLEDİM.
Benim dışımda da özellikle siyasi erk sahiplerinin açıklamalarını, konuşmalarını da böyle anlarım.
“Öyle demek istemediydim” mazeret değildir.
***
Kıbrıs Türk halkının bu topraklardaki geçmişi 1571’e dayanır. 455 sene…
455 senedir bu topraklarda Türk ulusunun parçası olduğumuzu unutmadık. Yalnız bırakıldığımızda da ulusal değerlerimizi yitirmedik. Kıbrıslı Türk kimliğimizi sadece bir kimlik değil, Kıbrıs adasının öz sahiplerinden olmak için de geliştirdik.
Bu satırların yazarı olarak Türkiye’yi ATAVATAN, Kıbrıs’ı ANAVATAN bildim. Kıbrıs’ı Anavatan görmezsem, ev sahibi değil misafir muamelesi göreceğimi de hiç aklımdan çıkarmadım..
Ev sahibi olarak, siyasi eşitlik temelinde talepte bulunup, mücadele ederken, Kıbrıs Türk halkının iradesine yaşamsal önem verilmesi gerektiğine inandım.
Aksi halde iradesi “miş” gibi olanı kimse ciddiye almaz.
Adada 455 yıllık geçmişi olan Kıbrıs Türk halkı, Kıbrıs adasında SİYASİ ANLAMDA ÖZNEDİR.
Kıbrıs sorunu, öncelikle Kıbrıs Türk halkının sorunudur. Kıbrıs Türk halkının adadaki kazanımı ve statüsü en başta Türkiye olmak üzere Türk ulusu için de kazanımdır.
Kıbrıs Türk halkının özne olmasını laftan öte kabul etmeyenler, Kıbrıs Türk halkının, en az Kıbrıslı Rumlar kadar kendi kaderini belirleme, kendini yönetme ve devlet sahibi olma hakkını reddeder.
***
“Beni buraya Türkiye oturttu, Türkiye ne derse onu yaparım” demek, Kıbrıslı Türklerin kendi kaderini belirleme hakkını yok saymaktır.
Tahsin Ertuğruloğlu, “Erhürman, Türkiye’yle istişare ve uyum içinde olmadan hareket ediyor” anlamında konuştuğuna göre Erhürman’a Kıbrıs Türk halkının iradesini temsilen güç katmış olur. Bu bağlamda, Rum tarafı, “Erhürman da Tatar gibi Türkiye’nin sözcüsüdür” derken Ertuğruloğlu’nun farklı yaklaşım ve açıklamalarını olumlu buldum.
Son söz: Halk, öznesi olmadığı devleti sahiplenmez.




