Hasan Hastürer

İlber Ortaylı’nın yazıp söylediklerine o gün güvenimi yitirmiştim…

 
12 Haziran 2025’te KKTC Cumhurbaşkanlığı için geriye sayım devam ederken artık rahmetle andığımız Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın ‘Türk’ün ebede davası Kıbrıs’ başlıklı konferansı vardı.
Konferans Cumhurbaşkanlığı yerleşkesindeydi.
O gün İlber Hoca, Annan Planı’na yüzde 65 evet diyenleri, öz olarak ihanet ve geri zekalı olarak nitelemişti.
Dönemin Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, plaket verip, etkinliği sonlandıracağı sırada söz alıp, Kıbrıs Türkünün neyi ne zaman nasıl yapabileceğini çok iyi bildiği için bu günlere geldiğini belirtip, EVET diyenleri ihanetle, geri zekalılıkla suçlayamayacağını söyledim.
İlber Ortaylı, yaşama veda etti.
Tarih konusunda popüler, bir düşünce insanı olduğu için yıllar sonra da ortaya koyduğu düşünceleri konuşulacak. Dolayısıyla ölümünden sonra hatırladıklarımızı ve şahsıyla ilgili görüşlerimizi ortaya koymakta hiçbir sakınca görmem.
Ertesi gün de yazımı, ‘Ortaylı’ya tavrımı koydum… Bütünlemeye kalmadım’ başlığıyla okurlara taşıdım.
***
Doğruya doğru, o gün İlber Ortaylı’nın yazıp, söylediklerine güvenimi yitirmiştim.
Neden? Bildiğimiz, bilmeden öte yaşadığımız bir konuya, eksik bilgiye dayalı değerlendirmesi akademik unvanına hiç yakışmamıştı.
***
Bu konuda bir kitap oluşturacak kadar makale yazabilirim. Acı ama gerçek, hem Türkiye hem de bizde, Kıbrıs’ta tarihi bilgilere yeterince güven duyulmuyor.
Mustafa Kemal Atatürk, 12 Nisan 1931’de ilk adı Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti olan Türk Tarih Kurumunu kurdu.
Amaç şöyle tanımlanmıştı: Türk tarihini bilimsel yöntemlerle araştırmak, belgelemek ve dünyaya tanıtmak.
Atatürk, Türk milletinin tarihinin doğru ve bilimsel şekilde incelenmesi gerektiğine inanıyordu. Bu nedenle tarih araştırmalarını kurumsallaştırmak için bu kurumu kurdurdu.
Biraz abartılı olacak ama Atatürk’ün ölümünden sonra Türk tarihi, siyasetin gölgesinden öte iktidarların paralelinde anlatılmaya, öğretilmeye, pazarlanmaya çalışıldı.
Dün akşam Ankara’dan bir arkadaşımla tam da bu konuları konuşuyorduk. Dedim ki, ‘ Bana fırsat ver bir hafta bu konuda çalışayım, Türk tarihinden gerçekle örtüşmeyen en az elli örnek bulup aktarayım.’
***
İnsanlar bilmedikleri konularda söyleneni, yazılanı sorgulayamaz.  Bu nedenle tarih konusundan da öncelik bilgidedir.
İlber Hoca, tarihi sevdirirken, popülaritesini artırdı. Popüler olduktan sonra konuşurken, yazarken kaynak göstermeyi gerilere itti.
Büyük çoğunluk, ‘İlber Ortaylı demişse, doğru demiştir’, dedi.
***
Bakınız,  Taha Akyol’un Osmanlı Mirasından Cumhuriyet Türkiyesine/ İlber Ortaylı ile konuşmalar’ kitabından İlber Ortaylı’nın söylediklerinden bir alıntı:
‘… Vallahi okulda olmadım tarihçi. Tarihçi evde olunuyor. Ben tarihçiliğin tıpkı müzisyenlik gibi, doğadan geldiğine inanıyorum. Merak, hafıza, tamamen fıtri bir şey. Biz de görüldüğü gibi otuzundan sonra tarih okuyup tarihçilik yapılmaz.
Ben hep tekrarlıyorum: Lisede de tarih kitabı okumazdım.’
İlber Hoca’nın bu sözlerine yorum eklemeden yazımın sonuna yürümek istiyorum.
***
Bir tarihçi düşünün…
Sözleri salonda alkışla karşılanıyor, cümleleri sosyal medyada alıntı olarak dolaşıyor, söylediği her söz neredeyse tartışmasız doğru kabul ediliyor. İşte tam bu noktada, tarihçinin omzuna yüklenen sorumluluk da büyür. Çünkü popüler olmak yalnızca görünür olmak değildir, sözün ağırlığını taşımaktır. Bilim insanıysa bilginin ağırlığını taşımaktır.
İlber Ortaylı, Türkiye’de tarihi geniş kitlelere sevdiren isimlerden biridir. Bunu inkâr etmek mümkün değil. Akademik dünyanın duvarları arasında kalabilecek birçok tarih konusunu televizyon ekranlarına, konferans salonlarına, gazete sayfalarına taşıdı. Tarihi bir sohbet konusu haline getirdi.
Bu, azımsanacak bir başarı değildir. Ancak popülerlik, bir tarihçi için iki ucu keskin bıçaktır.
Bir tarafta geniş kitlelere ulaşma imkânı vardır. Öte tarafta ise sözlerin sorgusuz kabul edilme riski.
Rahmetli Ortaylı, tartışılacaksa tartışma tam da bu noktadan başlamalıdır.
***
İlber Ortaylı tarzı, popüler tarih anlatılarında çoğu zaman akademik disiplinin en önemli ayağı olan kaynak gösterme alışkanlığı geri plana düşüyor. Oysa tarih, yorumdan önce belge ister. Belgeye dayanmayan yorum, ne kadar etkileyici olursa olsun, tarih olmaktan uzaklaşır.
İlber Ortaylı’nın ulaştığı geniş bir dinleyici, izleyici, okuyucu kitlesinin, çok geniş bölümü akademik tarih eğitimi almış insanlar değildi. Hoca’nın sözlerini çoğu zaman sorgulamadan kabul ediyorlardı. Tıpkı bizde 12 Haziran 2025 tarihli konferansında olduğu gibi. Popüler bir tarihçinin söylediği cümle, kısa sürede tarihi gerçek gibi dolaşıma giriyor.
Bu durum yalnız Türkiye için değil, Kıbrıs için de geçerlidir.
***
Yazıma noktayı koyarken İlber Ortaylı’ya tanrıdan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı dilerim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu