Kıbrıs adasında, yıllardır politikasızlığın bedelini ödüyoruz….

Kıbrıs sorunuyla ilgili bir konferansa davet edilsem, sadece konuşma süremi sorarım.
Sürem ne kadar olursa olsun, duraksamadan, tekrarsız isterlerse saatlerce konuşurum.
Geçmişe takılı kalmam. Geçmişten çıkarılan pozitif derslerle, geleceğe yönelik görüşlerimi söylerim.
Topu da hiç bir koşul altında taca atmam.
***
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden en çok biz Kıbrıslı Türklerin olumsuz etkilendiği, öz olarak doğrudur.
Ancak çözümsüzlük boğazımızı, 1963- 1974 arasında olduğu gibi sıkmıyor.
Dünyanın en uzak köşeleri ile ticari bağlantımız var.
Mağusa ya da Girne limanından gelen araçlar işlemleri yapıldıktan sonra KKTC plakası takılıyor. Güneye geçerken, sınır kapılarında görevli Rum yetkililer, “Bu araçlar adaya meşru olmayan limanlardan girdi. Güneye geçip, güneyde kullanamazsanız” diyemiyor. Ya da demiyor.
Direk uçuş olmasa da Türkiye’den bir havalimanı bağlantısıyla dünyanın her yerine uçabiliyoruz. Larnaka ya da Baf çıkışlı uçuşlarda, Avrupa’nın popüler şehirleri dahil istediğiniz her yere her zaman direk uçamıyorsunuz. Ya da o yerlerden Güneye her zaman direk uçuşla gelemiyorsunuz.
İzolasyonların bizi çok olumsuz etkilediği spor gibi alanlar var elbette.
***
Kıbrıs sorununda her zaman müzakerelerden yana oldum.
Müzakere ya da görüşmeler olmadığı zaman rahat eden Rum tarafıdır. Çünkü müzakere demek, arkasını getirmeyi bir yana bırakın, “İki bölgeli, iki toplumlu” çözüm demektir.
Rum liderliğine, “İki bölgeli, iki toplumlu”nun devamını istediğin gibi getirerek bir çözüm tanımla deseniz, getiremez, getirmek zorunda kalsa, kendi söylediğini kabul etmez.
Müzakere olmadığı, müzakere masası kurulmadığı sürece, Rum tarafı, çözümsüzlüğün konforunu sürdürür.
Türk tarafı masaya, müzakereye değer öneri götürdüğü zaman, dünden bugüne Rum liderliğinin sigortası atar.
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın seçilmesinin üzerinden yaklaşık dört ay geçti. Gayet soğukkanlı, ne istediğini bilerek, Türk tarafının çıkarlarını koruyarak, görüşmeleri sürdürüyor.
“Görüşmek için dünyanın bir ucuna gitmeye gerek yok” deyip, dün olduğu gibi Hristodulidis’le Lefkoşa’da görüşüyor.
Hristodulidis, “Yok” diyemediği için katıldığı bu ikili görüşmelerden, asla memnun ya da mutlu değildir.
Üç maymuncuğu oynayarak Tufan Erhürman’ın karşısında oturamaz. Karşı tarafın da kabul edebileceği önerileri masaya getirmesi ya da Erhürman’ın önerilerine makul yanıtlar vermesi gerekiyor.
Bu Hristodulidis’in konforunu bozan bir durumdur.
***
Kıbrıs Türk tarafında, açıkça seslendirilemeyen ütopik düşünce sahipleri, Erhürman’ın izlediği yolu bilmez değildir. “Erhürman, doğru bir yoldan, doğru bir siyasetle gidiyor” diyecek halleri yok.
Bu düşünce sahipleri, haklı yanlarımızın çok olduğu Kıbrıs sorununda, haklarımızı alamamamız bir yana, Rum tarafının, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne kurulmasının, pasif siyasetle suçlularıdır.
***
KKTC’nin tanınması ya da uluslararası ilişkilerin, tanınmanın yolunu açacak şekilde gelişmesi yönünde ne yapıldı?
İzolasyonlardan şikayet ettik de, uluslararası hukuk mücadelesi için kaç kuruş ya da ne kadar çaba harcandı?
Beş kusur sene evvel Kapalı Maraş’ın açıldığı duyuruldu. Kapalı Maraş’ın açılması, turistik volta yolunda konukların ziyaretinden başka, ne işe yaradı? Bilmem kaç milyonuncu ziyaretçiye plaket ve ödül verildi. Kapalı Maraş’ı gezenlere, göğsümüzü kabartan ne gösteriyoruz?
Pile – Yiğitler yoluyla ilgili Tahsin Ertuğruloğlu’nun bir kararlılığı vardı, Tatar görevi Erhürman’a devrederken durum hangi noktadaydı?
***
Biz Kıbrıs adasında yılladır politikasızlığın bedelini ödüyoruz. Yıllardır ne istediğimizden çok, ne istemediğimizi bildik.
Kıbrıs’ta anayasal düzen 21 Aralık 1963’te başlayan Rum saldırılarıyla bozuldu. O gün Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanarak adaya müdahale etmesi gerekirdi. Johnson Mektubuyla durdu.
20 Temmuz 1974’te Türkiye bir anlamda gecikmeli olarak garantörlük hakkını kullandı. Askeri hedeflere ulaşıldı. İki toplumlu, iki bölgeli bir yapı yaratıldı. Ama askeri başarı, Kıbrıs sorununun çözümünde istenilen çözüm modeliyle taçlandırılmadı.
Türk askeri, Kuzeyde konuşlanıp, Kıbrıslı Türkleri korurken, Makarios’un adaya dönüp, işgalleri altındaki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeniden meşrulaşmasına engel olunamadı.
***
Teşbihte hata, hatasız da teşbih olmaz.
Uluslararası diplomasiye sırtı dönük politikalara alışanlar, bir anlamda meyvesiz ağacın gölgesiyle yetiniyor.
Yıllardır bir kaç yüz kelimeyle Kıbrıs sorununu konuşanların söylediklerine en yakınlarında olanlar bile inanmıyor.



