Kıbrıs Türk halkı, son anda stoba basmayı bilir…

Kıbrıs Türk halkı, tek sesli bir koro değildir. Aksine, farklı tonların, farklı nefeslerin, hatta zaman zaman çatışan ritimlerin oluşturduğu bir senfonidir.
Farklı düşünmek, karşı karşıya gelmek… Bunlar korkulacak değil, aksine toplumsal dinamizmin vazgeçilmez parçaları olarak olumludur.
Aynı ülkede, aynı sokakları paylaşan insanların farklı düşünmesi, onları ezeli ve ebedi düşman yapmaz. Eğer öyle olsaydı, demokrasi diye bir kavramdan söz etmek mümkün olmazdı. İhtilafın olmadığı bir yerde, aslında hayat da yoktur. Çünkü herkesin aynı düşündüğü bir düzen, durağanlığın, hatta çürümenin başlangıcıdır.
Dinamik toplum, tartışan toplumdur. Ama tartışmanın sınırı vardır. O sınır aşıldığında, hak aramada eylemler öne çıkar. İşte tam da bu noktada, toplumların olgunluğu test edilir.
***
Kıbrıs Türk halkının geçmişine baktığımızda önemli bir gerçek karşımıza çıkar… Orantısız gücün çok şiddetli kullanıldığı eylem sayısı oldukça sınırlıdır. Bu tesadüf değildir. Bu, Kıbrıs Türk Halkının genetik kodlarına işlemiş bir denge refleksidir.
Hafızalarımızı yoklayalım… 24 Temmuz 2000’de meşhur mudi eylemini hatırlayalım. Banka krizinden etkilenen 6 bankanın mudileri, Cumhuriyet Meclisi binasını basmıştı. Meclis’ten mevduatlarını geri alabilmek için çalışma yapmasını isteyen mudilerin yumurta yağmuruyla başlayan eylemi, Meclis kürsüsüne kadar uzanmıştı.. Meclis Genel Kurul Salonu’na kadar uzanan bir hareket… Tansiyon yüksek, öfke diriydi… Ama buna rağmen, polis müdahalesi bir anlamda kontrollü, hatta hoşgörülüydü. Çünkü herkes biliyordu ki ipin ucu kaçarsa, kazanan olmayacaktı.
***
Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Hayat pahalılığı meselesi, hükümet ile sendikaları Meclis’in içinde ve dışında karşı karşıya getirdi. Söylenen sözler sert, atılan adımlar dikkat çekici… Ama bütün bu gerginliğin içinde bile bir gerçek kendini hissettiriyor: Bu toplum, iletişim ve uzlaşı bağlarını koparmaz.
Farklı yorumlar yapılabilir. Hükümet haklıdır diyen de var, sendikalar sonuna kadar haklı diyen de… Bu hareketlilik, toplumun üzerindeki ölü toprağını silkeledi mi? Silkeledi.
Geniş kesimler konuşmaya, tartışmaya, sorgulamaya katıldı mı? Katıldı.
Bu kötü bir şey değil. Tam tersine, bir uyanıştır.
Ancak uyanış ile kaos arasında ince bir çizgi vardır. Önemli olan o çizgiyi koruyabilmektir.
***
Kıbrıs Türk halkı, tarih boyunca en gergin anlarda bile uzlaşıyı arayan bir karakter sergilemiştir. Bu sadece bir temenni değil, defalarca test edilmiş bir gerçektir. Çünkü bu adada sorunları tırmandırmadan, birlikte yaşamak zorundayız. Birlikte yaşamanın yolu da uzlaşıdan geçer.
Bugün gelinen noktada da halkın beklentisi uzlaşıdır..
Henüz köprüler yıkılmadı. İletişim kopmadı. Kapılar kapanmadı. Bu, en büyük avantajdır. Çünkü kopan iletişimin yeniden kurulması zordur. Ama henüz o noktaya gelinmedi.
***
Önümüzde yaklaşık 48 saat var. Pazartesi sabahına kadar geçen süre, sadece bir takvim aralığı değildir. Aynı zamanda aklın, sağduyunun ve sorumluluk duygusunun sınanacağı bir zaman dilimidir.
Sokaktaki insanın beklentisi gerginliğin tırmanması değil, çözümün bulunmasıdır. Evet, bazıları daha büyük çatışmalar bekliyor. Ama bu toplumun genişi kesimi uzlaşı ve çözüm üretilmesini istiyor.
Mensubu olmaktan gurur duyduğum Kıbrıs Türk halkını çok iyi tanıyorum. Kıbrıs Türk halkı, son anda frene, stoba basmayı bilir. Uçurumun kenarına kadar gelir ama düşmez.
Bu süreç uzlaşı ile sonuçlanacaktır. Çünkü burada mesele sadece bir ekonomik düzenleme değil. Mesele, birlikte yaşama iradesinin korunmasıdır. O irade, hâlâ güçlüdür.
Bu satırları yazmadan önce yaptığım telefon konuşmalarının içeriği bu satırları yazmamı kolaylaştırdı.




