Medyada da tuz bozulduysa…

MEDYADA DA TUZUN BOZULMUŞLUĞUNA TAKILIP DURURUM BU ARA. Güncel popüler konularla yazmak kolay. Yazmak istemiyorum… Bozulmuşluğun özüne dokunmadan yazılan çizilen konunun etrafında turlamaktır.
Bana sık sık yöneltilen “Her gün yazmak zor gelmiyor mu?” sorusu aklıma geldi. Devamı geldi sonrasında…
***
Sorumluluğunun ağır olduğunu gizlemeye gerek yok. Ancak yaptığımız işi çok abartmaya da hiç gerek yok. Netice de bu da bizim işimiz. Yazmak pek zor değil aslında.
Neticede güncel bir konuyu biraz da yorum katarak okurlarla buluşturacaksınız. Aslında günlük yazarken sermaye tükenmiyor aksine her gün yazmak zaman içinde yazmayı kolaylaştırıyor. Esas sorun içerik kalitesini iyi noktalarda tutabilmektir.
1997 ve sonrasında KIBRIS FM’de radyo programı yaptığım dönemde de altını çizerek “Ben mikrofon ayağı değilim” derdim. Gündemde bir konu varsa o konuda benim de bir görüşüm olacaktır.
Yazdıklarımdan yola çıkıp farklı yorumlar da yapılabilir. Aynı konuda herkes kendi görüşünü köşesinde gazetesinde yazar, okuyucu da okur. Ne ben bir başkasının ne yazacağına karar veririm, ne de bir başkası benim…
***
Bizim toplumumuzda tarafsızlıkla, objektiflik birbirinden ayırt edilemiyor. Taraf olmak başka, objektif olmak başkadır. Hayatım boyunca hiçbir zaman tarafsız olmak gibi eğilimim asla olmadı. Hatta ileri gidip her fırsatta anımsatılan o ünlü sözün altını çizdim: “Tarafsızlık ahlaksızlıktır.”
Aslında tarafsız olmak, o konuda güçlü olandan yana tavır koymaktır.
Önemli olan objektif olmaktır. Zaten bunu başaramazsanız okur sizi kısa sürede listesinden atar. Ne konuştuğunuzu dinler ne de yazdığınız okur.
Hele hele okur bir de inanmadığınız bir konuda kalemşörlük yaptığınıza kanaat getirirse, o gün kalemi bırakıp evin yolunu tutmanız gerekir.
***
Gazeteci, yazar, düşündüğünü, doğru sorumlulukla okura aktarır ancak hiçbir koşul altında asla arzuhalci olmaz.
Biliyorsunuz her kapıyı açan anahtarlara maymuncuk denir. Yazılan yazı da her okuyanın kendine göre yorumlayacağı kadar belirsiz ve yoruma açık olmamalıdır.
Şiirler ve şarkılar bu özellikte olabilir. Herkes güzel bir şiiri kendi dünyası için yazılmış kabul edebilir, güzel şarkılarda da bu özellik olur. Ancak yazı da olmaz.
***
Her gün çok sayıda okurdan görüş ve yansımalar alırım. Sokakta karşılaştığı zaman tepkisini aktaranlar da vardır. Okurdan gelen tepkinin yönü benim için çok önemli değildir. Netice de benim bir görüşüm olduğu gibi okurlarında tek tek bana yakın, ya da uzak görüşleri olabilir. Bu nedenle yaklaşımlara önce saygı duyar ancak en önemlisi duyarlılık bakımından değer veririm.
***
Bir köşe yazarının dünyası da kendinden, yakın çevresinden başlar ve halka halka dışarıya doğru açılır. Yazar da insandır, duygusal yanları vardır. Yazısında bunların izleri etkileri mutlaka olur.
Göndermeler, mutlaka yaparız. Göndermeler, aslında yazının en canlı bölümleridir.
Gel görün bazen anlatmak istediğiniz ne olursa olsun bazıları sizi istediği gibi nitelemek ister. Bunu da soğukkanlılıkla karşılayıp sabırla yazmaya devam etmenin dışında seçeneğiniz yoktur.
***
Bu köşede okurlarla her şeyi paylaşmaya çalışıyorum.
Dar kapıdan kurtulmaya, soluk almaya yardımcı olur düşüncesiyle zaman zaman gündem dışı konuları irdelemeye de çalışırım. Yurt dışına gidip oralardan yazıp, okurlarla birlikte gezmeyi denerim.
Kıbrıs bizler için dünyanın merkezi. Dünyanın merkezi değil. Şu anda yaşamda olan herkes Kıbrıs sorunuyla doğdu, Kıbrıs sorunuyla büyüdü ancak kimse Kıbrıs sorunuyla beraber ölmek istemiyor.
Dış dünyaya hep ilgi duyduk. Dünyalı olmayı özledik ancak şu ana kadar en azından psikolojik olarak bile bunu yaygın olarak yeterince hissedemedik.
Bu satırların yazarı olarak, sizlerle de paylaşarak dar çemberi aşmaya çalışıyorum.
Yaşamda, hemen hemen tüm değerler kıyas ortamının zenginliğiyle doğru orantılı olarak gerçek değerini bulur.
Doğduğu yerde hiçbir yer görmeden ölmek bir insan için talihsizliğin en büyüğüdür. Gezmeyen, görmeyen, evrensel ölçülerde bilmeyen insanların çoğunlukta olduğu toplumlarda bünye her türlü hastalığa karşı düşük dirençlidir. Birileri söyler, çoğunluk aksini bilmediği görmediği için kabul eder gibi görünür.
Yıllarca doğru diye yutturulan “doğruların”, yanlışlığı bir gün gemi kayalara toslayınca anlaşılıyor. Marifet gemiyi kayalara toslamadan doğruları bulmak, denizlerin, okyanusların ötesine ulaşabilmektir.




